Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

İlimiz

Giriş
 
 

 İlimiz

 
İLİN TARİHCESİ  
 
   
Kayseri, tarih boyunca Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Kayseri, M.Ö. 4000 ile M.S. 2000 olmak üzere 6000 yıllık bir tarihe sahiptir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelen Hititler, Kayseri’ye 22 km. uzaklıkta bulunan Kültepe (Kaniş) şehrini kurmuşlardır. Kültepe’nin hemen yanında yer alan Karum’da yapılan kazılarda bu döneme ait çeşitli yazılı tabletler bulunmuş ve bu tabletlerden Asurlu tüccarlarla Hititli yerliler arasındaki ticari ilişkilere ait bilgiler elde edilmiştir. Kültepe, M.Ö. 4000 yılından Roma devri sonuna kadar devamlı olarak yerleşme görmüştür.
M.Ö. 11 ve 7. yüzyıllarda, Erciyes’in eteğinde yer alan Mazaka şehri kurulmuştur. M.Ö. 6 ve 5. yüzyıllarda  bu bölge, Med ve Pers’lerin egemenliğine girmiştir. M.Ö. 280 yıllarında kurulan bağımsız Kapadokya Krallığı’nın başkenti olan Mazaka, bu dönemde 400 bin nüfuslu büyük bir şehirdi. M.S. 17 yılında Roma eyaletinin eline geçen  Mazaka ismi, “Kaisareia” olarak değiştirilmiştir. 395 yılında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içerisinde yer alan bu bölge, büyük bir şehir olarak yerini korumuştur.
691 ve 721 yıllarında Kayseri, kısa sürelerle Arapların akınlarına uğramış; 1071 yılında Malazgirt Zafer’inden sonra Türk topraklarına katılmıştır. 1127 yılında Danişmendiler; 1162 yılında ise, Anadolu Selçuklularının olan şehir, Selçuklular zamanında Konya’dan sonra ikinci başkent olmuştur. 1244 yılında İlhanlılar’ın saldırısına uğramış, bir süre Moğol-İlhanlı valilerince yönetilmiştir. Kayseri, 1343 yılında Eretna Beyliği’nin, 1398 yılında Osmanlıların eğemenliğine girmiştir.. 1402 yılında Ankara Savaşı’ndan sonra Karamanoğulları’nın ve Dulkadiroğulları’nın olan şehir, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim’in İran   Seferi   dönüşünde    kesin    olarak    Osmanlı    İmparatorluğu’na bağlamıştır.
KÜLTEPE
 
       

Kültepe, Kayseri-Sivas karayolunun 22. km’sinden ayrılan bir yolla 2.km’sinde yer alır.
Dünyaca tanınmış bu açık hava müzesi, ilk olarak 1881’de dikkat çekmiş; 1925’te Kültepe’nin önemli bölümlerinden biri olan Karum keşfedilmiştir.
1948 yılından beri Türk Tarih Kurumu ile Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü adına bölgede kazılar yapılmaktadır.
Kültepe’de; Asur, Genç Hitit, Helen, Roma, Pers ve Tabal dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçmiştir.
İL MERKEZİNDE BULUNAN KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERLERİ
CAMİLER:
Cami Kebir (Ulu Cami) : Cami Kebir Mahallesi’nde bulunan cami, 1134-1143 yılları arasında Kayseri’yi devletine başkent yapan Danişmendler’in üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılmıştır.
Caminin kuzey cephesindeki kitabesinde; Selçuklu hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1205-6 tarihlerinde emirlerden Muzafferüddin Mahmut Bin Yağıbasan tarafından tamir edilmiştir.
Cami bundan başka birkaç defa daha tamir görmüştür.
Hunat Hatun Külliyesi :  Cami, Medrese, Türbe ve Hamamdan oluşan bu külliye, gerek genel görünüşü, gerekse yapılış şekliyle Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzel ve en önemli örneklerden biridir. Kalenin doğusunda şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye, 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat’ın karısı, II. Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hunat (Huand)  Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Planı dikdörtgen olan cami, 56 adet dikdörtgen şeklinde ayakların üzerindeki kemerlere oturtulmuştur. Cümle kapısı olan batı yönündeki taç kapının (portal) yanları ise, üstü çok ince bir şekilde işlenmiş geometrik resimlerle çevrilmiştir.
Gülük Cami: Düvenönü semtinin güneybatısı Gülük Mahallesi’nde bulunan cami, Danişmendli Yağıbasanoğlu Mehmet kızı Atsız Elti tarafından İzzettin Keykavus zamanında 1210-1211 yıllarında yaptırılmıştır. 1335 yılında depremden yıkılan cami, Alameddin oğlu Gülük Şemsettin tarafından yeniden   onarılmıştır.
Han Cami: Seyyid Burhanettin Bulvarı
üzerinde bulunan cami ve kümbet 13.yy inşa edilmiş tipik bir Selçuklu eseridir. Bitişiğindeki medrese, çeşme ve türbe gibi yapılardan caminin bir külliye veya kervansaray olarak yapılmış veya kullanılmış olduğu sanılmaktadır.
Hacı Kılıç Cami ve Medresesi: Sahabiye Mahallesi, İstasyon caddesi üzerinde bulunan cami ve medrese, 1249 yılında Selçuklu vezirlerinden Abdul Kasım Ali Tuslu tarafından yaptırılmıştır. Cami ve medresenin giriş kapıları ince bir şekilde işlenmiştir.
Lale Camii (Lala Paşa Camii): Kayseri Lisesi arkasında, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılan camii, Selçuklu devrine aittir.Kitabesi yoktur.Üç giriş kapısı vardır. Minaresi sonradan eklenmiştir.
Kurşunlu (Mimar Sinan) Cami  : 1576 yılında doğan Hacı Ahmet Paşa tarafından yapılmış olun bu caminin planını bizzat Mimar Sinan çizmiştir. Kubbesi kurşunla örtülü olduğu için Kurşunlu Cami denilmektedir. Cumhuriyet Meydanında  yer almaktadır.
Kale Camii : İç Kalenin kuzey batıdaki iki burcunun dayandığı kuzey beden duvarı, içine bitişik olarak yapılmış; kitabesiz bir Osmanlı devri camisidir. Fatih Sultan Mehmet zamanında, Gedik Ahmet Paşa’nın nezareti altında XIV.yüzyılın sonlarına doğru yapılmıştır. Camii 1886 yıllarında tam olarak tamir görmüş, ancak son tamiratı yakın zamanda yapılmış ve üzeri saçla kaplanmıştır.
 Yanıkoğlu  Camii: 1657 tarihinde Müftü Mehmet Efendi’nin nezaretinde Seyit Süleyman Ağa tarafından yeniden yaptırılmıştır.
Cıncıklı( Çiğdeli) Camii: Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokakta yer almaktadır. 1664 yılında Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından yapılmıştır. Cami yapıldığından bu yana birkaç kez tamir görmüştür. 1985 yılında eski camii yıkılarak tekrar yapılmıştır.
Şeyh (Şıh) Camii: Şehir merkezi, Cumhuriyet Mah. Tennuri Sokakta yer almaktadır.XV. yüzyılda yaşamış mutasavvıf şair İbrahim Tennuri tarafından yaptırılmıştır. Şeyh Cami, günümüze kadar birkaç kez onarım görmştür.
İsa Kümbet Camii: Camii 1554/55 yıllarında Hacı İsa tarafından yaptırılmıştır.
Battal Camii: İslam kahramanı Seyyid Battal Gazi’ye ait olduğu söylenmektedir. XIII.yüzyılda, Selçuklular onun hatırasını korumak için bu camiye içten tonozla takviye kemerler yapmışlardır.
Emir Sultan Camii : Küçük bir bina olan camiin küçük kare planlı üzeri  örtülüdür.
Bürüngüz Camii (İki Kapılı) : Cumhuriyet Meydanında eski “ İkikapılı” caminin yıktırılarak yerine 1977 yılında yaptırılan camii, Osmanlı tarzında tek kubbeli merkezi planlı ve birer şerefeli iki minaresi bulunmaktadır.
Hasinli Camii: Hasinli Mahallesinde bulunan camii 1714 yılında Ürgüp’lü Derviş Mehmet Ağa tarafından yaptırmıştır.
Kümbet Camii (Kubaroğlu Mescidi) : Kubaroğlu Mahallesindeki Göllü Çeşme civarındadır.1950 yılında yaptırılan ve zaman zaman büyük onarım gören, başlangıçta türbe olarak yapıldığı sanılan ve sonradan mescid haline getirildiği anlaşılan esere, bu yüzden “Kümbet Camii”; içindeki bir kısım tezyinatın yumurtaya benzemesinden dolayı “Yumurtalı Mescidi” de denilmektedir.
Hacet Mescit (Camisi) : Camii  Kebir Mahallesinde, kiliseden çevrilmiş  ve son yıllarda yıktırılmıştır.
Çandır Camii : Aynı ismi taşıyan mahallede bulunan camii, XVIII. yy da yapıldığı sanılmaktadır.
Hacı Veled Camii  : Hacı Veled  Mahallesi’nde bulunan camii Osmanlı Döneminde yapılmıştır.Yapılış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. 1956 yılında halkın yardımlarıyla yenisi inşa edilmiştir.
MEDRESELER:
Hoca Hasan Medresesi: Selçuklular  döneminde Kayseri Meliki olan Nureddin Sultanşah zamanında, Veziehoca  İhtiyareddin  Hasan tarafından 1193 yılında yaptırılmıştır.
Gülük Medresesi: Kayseri’nin en eski eserlerinden biri olan Gülük Medresesi, Keykavus zamanında  Yağıbasanoğlu Muzafferiddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 yılında camii ile birlikte yaptırılmıştır. 1334 yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören bu medrese ve camii hayırsever Gülük Şemseddin bin Alameddin tarafından tamir ettirildiği için “Gülük” adını almıştır.
Hunat Hatun Medresesi: Kayseri İç kalesi’nin doğusunda eski şehri çevreleyen surların yer alan medrese Mahperi Hunat Hatun tarafından 1237 yılında yaptırılmıştır. Medrese, şehir merkezinin Kağnı Pazarı mevkiindeki Hunat Hatun Külliyesi’nin bir parçasıdır. Kenarları yüksek revakla çevrili avlusunun iki yanında sekizerden16 hücre bulunmaktadır.
Hacı Kılıç Medresesi: İstasyon Caddesi’nde bulunan medrese, 1249 yılında Ebu’l-Kasım İbn Ali El-Tusi tarafından yaptırılmıştır.Günümüzde, Müftülük tarafından eğitim amaçlı kullanılmaktadır. Cami kompleks yapılıdır.
Hatuniye Medresesi: Cami Kebir mahallesindeki Medrese, Dulkadiroğulları’ndan Nasıreddin Mehmet tarafından 1431-32 yıllarında yaptırılmıştır. Özel şahısların elinde olan bu medrese son zamanlarda tamir görerek sağlam bir bina haline getirilmiştir.
Köşk Medresesi: Gültepe Mahallesi’nde bulunan medrese, Selçuklu döneminden sonra 1331-1381 yılları arasında Orta Anadolu’ya hakim olan Eretna Devleti’nin kurucusu Alaeddin Eretna tarafından yaptırılmıştır. Avlunun ortasında hükümdarın eşi Sulipaşa Hatun için yaptırdığı ve hicri 740 yılının Muharrem ayında (Temmuz/Ağustos 1339) tamamladığı anlaşılan kümbet-türbe yükselir. Günümüzde, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından “Aşevi” olarak faaliyet sürdürmektedir.
Sahabiye Medresesi: Cumhuriyet Meydan’ında bulunan medrese, 1267 yılında, Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrüddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Avluya bakan odaları işyeri olarak kullanılan medrese, aslına uygun onarılmıştır.
Seraceddin Medresesi: Gavremoğlu Mahallesi, Hunat Külliyesinin güneydoğusunda bulunan medrese, Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Seraceddin Lale Bedr (Kayseri Emiri) tarafından 1238 yılında yaptırılmıştır. Medrese, günümüzde kitap satış yeri olarak kullanılmaktadır.
Avgunlu Medresesi: Şehir merkezinde, Orta Mahalledeki bulunan Giyasiye Şifayesi olarak bilinen medresenin yakınında yer alan medrese XIII. Yapılmış bir Selçuklu eseridir. “Havuzlu Medrese” olarakta bilinen medrese tamamen kesme taşlardan yapılmış; iki büyük eyvanı ve revaklı avlusu bulunmakta olup; medresenin üzeri açık  olarak inşa edilmiştir. Günümüzde, kitap satış yeri olarak hizmet vermektedir.
Şifahiye ve Gıyasiye Medresesi (Tıp Tarihi Müzesi): Gevher Nesibe Mahallesi, Mimar Sinan Parkı içinde bulunan medrese hastanesi, Selçuklu hükümdarlarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine “Şifahiye” adını taşıyan hastane yapılmış; bunun yanında, ilk tıbbiye “Gıyasiye” adlı bir medrese kurulmuştur. Osmanlılar döneminde medrese hizmeti veren darüşşifa, Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri amaçlarla kullanılmış; sonra yarım yüzyıl kadar kendi haline terk edilmiş ve 1960’larda  tekrar onarılmıştır.  Tıp Medresesi odaların birinde Gevher Nesibe Sultan’nın  türbesinde bulunmaktadır. Şıfahiye ve Gıyasiye medreseleri, birbirine bitişik ve açık avlulu iki yapıdır.
KÜMBET TÜRBE VE MEZAR ANITLARI:
             
 

Ali Cafer Kümbeti : Melikgazi Belediyesi binasının karşısındadır. Kitabesi yoktur. Anıtsal yapı özelliği ve plan çatkısı incelemesiyle, XIII.yüzyıl  sonlarına doğru yapılmış bir eser özelliği göstermektedir.
Alaca Kümbet: Kümbet, Seyyid Burhaneddin Bulvarı üzerinde, bulvarın orta kısmında kalmış, kitabesinden 1280’li yıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır.
Avgunu (Avgunlu) Kümbeti : Avgunlu Medresesi’nin kuzey batı köşesinde sekizgen gövdeli ve piramit külahlı bir kümbettir. Kümbet XIII. yy da yapılmış bir Selçuklu eseridir.
Beş Parmak Türbesi: Erkilet yolu üzerinde askeri lojmanların içinde iki katlı olan türbe kitabesizdir. Türbe, XIII.yüzyıl sonu karakteristik özelliklere sahip bir türbedir.
Bağbük Bey kümbeti:Yanıkoğlu Mahallesinde bulunan kümbetin kitabesinde Toğa Timur oğlu Hacı Bagbug tarafından 1366 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Çifte Kümbet : Sivas caddesinin sonuna doğru yer alır. I.Alaaddin Keykubat’ın zevcelerinden olan Eyyubi Hükümdarı Melik Adil’in kızı  Adile Hatun’un türbesidir ve kızları tarafından 1247-48 yıllarında yaptırılmıştır.
Döner Kümbet : Seyyit Burhanettin Bulvarı, Kartal Kavşağında bulunan ve Şah Cihan Kümbeti olarak da bilinen bu kümbetin 13. yüzyılda yapıldığı bilinmektedir. Silindir şeklinde on iki yüzeyli olup, koni şeklinde bir külahla örtülmüş olan bu kümbet hayvan ve bitki motifleriyle bezenmiştir.
Dört Ayak Türbesi: Battal Mahallesi’nde bulunan türbe, “Kırık Kızlar” diye de isimlendirilmektedir. Kitabesi  olmayan türbe XIV.yüzyılda yapılmış olup, dört ayak üzerinde bir kubbe ve buna bitişik bir beşik tonozdan ibarettir.
Emir Ali Türbesi: Talas caddesi ile Hisarcık yolunun kesiştiği kavşakta yer alır. Kitabesinden 1350-51 yıllarında Emir Ali’nin yaptırmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu binaya “Pişrev Ali Türbesi”  de denmektedir.
Emir Erdoğmuş Türbesi: Seyyid Burhaneddin Mezarlığı içinde bulunan türbe 1348 yılında yapılmıştır. Türbeye “Tatarhaniler” türbesi de denmektedir. Burası Emir Erdoğmuş’un şehitliğidir. Türbeye Seyyid Burhaneddin türbesinden girilir.
Emir Şahap Türbesi: Yanıkoğlu mahallesinde cadde üzerinde bulunan taş bir yapıdır. Türbenin  1327-28 yılında yapıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır. Türbe içinde Emir Şahap ve yakınlarına ait üç adet mermer mezar taşı yan yana bulunmaktadır.
Gevher Nesibe Kümbeti; Şifahiye ve Gıyasiye medresesinin sağ köşesinde yer alan kümbet, Gevher Nesibe Sultana ait ve aynı tarihte yapılmıştır.
Han Kümbeti: Kitabesinde büyük kumandan Cemalettin Tanrıbirmiş (Tanrıvermiş) Bin Davud’undur.H. 584 olarak tarihlenmiştir.
Hacip Kümbeti: Sahabiye Mahallesi’nde bulunan kümbet, Selçuklular zamanında sarayda sultanın kapıcılığı ile görevli olan memurun adı ile anılmaktadır. Hacip Kümbeti,  XII.yüzyılda yapılmış tipik Selçuklu kümbetidir.
Hasbek Dadı Kümbeti
Hastane caddesinde bulunan kümbet çadır şeklindedir. Kümbetin yapılış tarihi 1184-85’dir. Kitabesinde “Aksaray’da öldürülen Nisan oğlu Ali’nin oğlu Mes’ud’un şehitliğidir,” denilmektedir.
Köşk Kümbeti
Gültepe Mahellesi’nde bulunmaktadır. Köşk Medresesi’nin avlusunda bulunan kümbet,sekizgen prizma şeklinde olup; altı basamaklı çift merdivenle çıkılmakta ve türbede Eretna’nın  eşi Suli Paşa ile oğlu Mehmet Bey’in isimlerini taşıyan mezarlar bulunmaktadır. Alaaddin Eratna’nında burada yattığı sanılmaktadır.
Kutlu Hatun Türbesi: Hunat Camii’nin doğusunda, Gavremoğlu mahallesindedir. Türbe, Şah Kutlu Hatun’un emriyle 1346 tarihinde yapılmıştır.
Mahperi Hunat Hatun Kümbeti : Kümbet camii ile medresenin arasında bulunan bir açıklığın ortasındadır. Mimari karakterli anıtsal bir Selçuklu mezar kümbeti halinde sekiz köşeli bir binadır. Türbenin girişi medresenin içindedir.Türbenin içinde yan yana  üç mezar taşı dizilmiştir
Mehmet Zengi Türbesi: Eratna emirlerinden, Emirzade Mehmed’in türbesidir. Eski hastane binasının güney kısmındadır. Arkeoloji Müzesi’nin arkasında bulunan türbe, Emir-Zade Mehmet Bey tarafından 1345 yılında yaptırılmıştır
Melik Mehmet Gazi Türbesi: Türbe, Ulu Caminin (Camii Kebir) güneyindedir. Eskiden burada, Melikgazi Medresesi bulunmaktaydı. Melik Mehmet Gazi’nin Türbesi medrese hücrelerinden birisi olup, caminin duvarına bitişiktir. Kitabesi yoktur.
Kırk Kızlar Kümbeti: Battalgazi Mahallesinde bulunan kümbet “Dörtayak” ismiyle de anılır ve  XIV. Yüzyılda  yapılmıştır.
Sadgeldi (Uluhatun) Türbesi : Halk arasında “Dede Kümbet” veya “Sadgeldi Türbesi” de denilen bu yapı, eski Cürcürler mahallesindedir. Amasya Emiri Hacı Şadgeldi tarafından, kızı Ulu Hatun adına 1363 yılında yaptırılmıştır.
Seyyid Burhaneddin Türbesi : Türbe, şehir içinde kendi adıyla anılan mezarlığın içindedir. Selçuklar ve beylikler döneminde bu mezarlığın içinde türbe yapıldığı kesin değildir. Bugünkü türbe ise 1892 yılında Ankara Valisi Abidin Paşa’nın gayretleriyle, Kayseri Mutasarrıfı Mehmet Nazım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Güneyinde binaya bitişik 1348 tarihli beylikler devri Emir Erdoğmuş Türbesi bulunmaktadır.
Sırçalı Kümbet: Merkez Endüstri Meslek Lisesi bahçesindedir. Bu binaya “Sırçalı” denmesinin sebebi eskiden çinilerle bezemeli olmasından ileri geldiği sanılmaktadır. Bu türbenin özellikleri itibariyle tarihinin XIV.asrın ortalarına ait olduğu zannedilmektedir.
Suya Kanmış Hatun Türbesi: Yanıkoğlu Mahallesi Babük Bey Köşkü’nün kuzeyinde yer alır. Kesme yonu taştan yapılmış, kitabesiz bir yapıdır.
Şeyh Seyfullah Türbesi: Cürcürler Mahallesi’nde bulunan türbenin kitabesi yoktur. İsmi halk tarafından verilmiş olup, inşa tarihi yaklaşık olarak 1545 tarihleri civarıdır.
Şeyh Tennuri Türbesi: Cumhuriyet Mahallesinde bulunan türbe 1484 yılında Sultan Beyazıt Han zamanında yapılmıştır. Türbenin içinde üç sanduka bulunmaktadır. Birincisi, Şeyh İbrahim Tennuri Hazretlerine, ikincisi, Tennuri’nin oğlu ve halifesi Şeyh Lutfullah’ın, üçüncüsü de yine Tennuri’nin oğlu ve halifesi Ali Sultan ‘a ait olduğu söylenmektedir.
Zeynel Abidin Türbesi: Cumhuriyet Meydanı Sivas Bulvarı istikametinde bulunan türbe, II.Sultan Abdülhamit tarafından 1885 yılında yeniden Zeynel Abidin adına yaptırılmıştır.
Lala Muhlisiddin (Lala Paşa) Kümbeti : Lala Paşa Camii’nin güney doğu köşesine bitişik olarak yapılmış, altıgen planlı bir türbedir. İçerisinde iki mermer lahitin bulunduğu türbenin, camiinin kurucusu Muhlisüddin veya Lala Muslihüddin Paşa’ya ait olduğu söylenmektedir.
Roma Mezarı: Sahabiye Medresesi’nin arkasında ve İstasyon Caddesinde bulunan, erken Roma çağına ait olduğu sanılan mezar, siyah kesme taşlardan, dikdörtgen planlı ve iki katlı olarak yapılmıştır. Üçgen alınlı çatısı ve batıya açılan bir kapısı bulunan Roma Mezarı içindeki mezar taşlarından, bir ara Selçuklu Türbesi olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır.
 HAN VE KÖŞKLER
Kayseri-Sivas karayolu üzerinde bulunan Sultanhanı ve Kayseri-Malatya Karayolu üzerinde bulunan Karatay Kervansarayı hakkında geniş bilgileri ilçeler bölümünde Bünyan ilçesinde; İncesu ilçemizde bulunan Kara Mustafa Paşa kervansarayı hakkında ki bilgileri de İncesu ilçemiz bölümünde bulabilirsiniz.
Hıdırilyas ve Haydar Bey Köşkü hakkındaki bilgilerini de Kocasinan ilçesi bölümünde bulabilirsiniz.
Keykubadiye Köşkü : Sultan Keykubad özellikle yaz aylarında Kayseri’ye geldiği zaman bu saray da kalırdı.  Şuanda bakımsız vaziyette bulunan Keykubadiye Köşkü Şeker Fabrikası bahçesi içerisinde bulunmaktadır.
Vezir Hanı: Kapalı Çarşı’nın yanında bulunan bu han Damat İbrahim Paşa tarafından 1727 yılında yaptırılmıştır. İlginç mimarisiyle dikkat çeken hanın ortasında bir çeşme vardır.
Gön Hanı : 1519 yılında, Sadrazam Piri Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yavuz Sultan Selim zamanında inşa edilen Gön Hanı, Kapalı Çarşı’nın bitişiğindedir.
Pamuk  Hanı: Kapalı Çarşı’nın batı kısmında yer alan han, bazı kaynaklarda ‘’Kapan Hanı’’ ve ‘’Pembe Han’’ olarak da geçmektedir. Hanın XV. Yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır
TARİHİ ÇARŞILAR VE BEDESTEN
Kapalı Çarşı: 1859 yılında halk tarafından yaptırılan bu çarşı 100.000 m2’lik bir alan üzerindedir. Kapalı çarşının yanında 1512 yılında halk tarafından yaptırılan Pirinççiler Çarşısı, 1844 yılında yine halk tarafından yaptırılan Hacı Efendi Çarşısı bulunmaktadır. Günümüzde alışveriş merkezi olarak hizmet vermektedir.
Bedesten: Kapalı Çarşı ile iç içe olan ve  büyük ve küçük kubbelerden meydana gelen bedestenin doğu, batı ve kuzeyde olmak üzere üç kapısı vardır. Kapı üzerinde ki kitabeden, 1497 yılında Kayseri Emiri Mustafa Bey Bin Abdullah Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bedesten, o dönemde Bezzan adıyla bilinen kumaşçı, çukacı, abacı gibi manifatura tüccarları tarafından kullanılırdı. Günümüzde ise halı ve kilim satış yeri olarak kullanılmaktadır.
TARİHİ KÖPRÜLER
Tekgöz ve Çiftgöz köprüleri hakkındaki bilgileri ilçeler bölümünde Kocasinan ilçesi, Şahruh Köprüsünü de Sarıoğlan ilçesi  kısmında bulabilirsiniz.
TARİHİ HAMAMLAR
Hunat Hamamı: Hamam,çifte hamam olarak kurulmuştur. Hamam devamlı kullanıldığından giriş ve soyunma yerlerinde yapılan tadilatlar ve onarımlar burada büyük değişikliklere neden olmuştur. Hamam Selçuklu Çağı mimari özellikleri taşımaktadır. Şu anda faaldir.
Sultan Hamamı: Seyid Burhaneddin Bulvarı üzerindeki dış kale surlarının iç kısmındadır. 1205 tarihinde, Selçuklu Hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan tarafından inşa ettirilmiştir. Zaman zaman onarım gören Sultan Hamamı günümüzde kapalı bulunmaktadır.
Kadı Hamamı:Cami Kebir Mahallesinde Ulu Camii karşısında olan Hamam 1542 yılında aptırılmıştır.Kubbeli bir hamamdır ve Kubbesi son zamanlarda tamir görmüş üzerinde küçük pencereli silindir şeklinde, üstü yarım küre ile kaplı bir kulesi vardır.Hamam bugün hizmete açıktır.
Selahaddin Hamamı:  Kiçikapı meydanında bulunan hamam, halen kullanılmaktadır. Banisi ve inşa tarihi bilinmemektedir. Ancak, bazı araştırmalar hamamın 1359 tarihinde Erteane Beyinin oğlu Mahmut Bey’in Atabey’i tarafından yaptırılmış olduğu ileri sürülmektedir.
Deveci Hamamı: Büyüksöğütlü semtinde bulunan Deveci Hamamı’nın yapılış tarihi ve kimin yaptırdığı hakkında bilgi yoktur.Eserin 1730 tarihinde vakfiyesi bulunmaktadır. Eski olmasına rağmen halen kullanılmaktadır.
Cafer Bey Hamamı: Eradna oğullarından ve 1355’te Kayseri Emiri olan Cafer Bay tarafından 1351 yılında inşa edilmiştir.
Gülük Hamamı: 1334 yılında Gülük Şemseddin bin Alameddin tarafından yaptırılmıştır.Gülük Camiinin kuzeyindeki bu hamam, yılların tahribatı ve ilgisizlik yüzünden tamamen ortadan kalkmış durumdadır.
Birlik Hamamı: Hacısaki mahallesi,Atatürk Bulvarı üzerindeki Birlik Sokağında vaktiyle yapılan ve bugün ancak çok az kalıntılarına rastlamak mümkündür.
KİLİSELER
Surp Kirkor Losovoriç Kilisesi : Anadoludaki en büyük Ermeni kiliselerinden biridir.Kayseri Setenönü semtinde 1091 yılında yaptırılan bu kilisenin bir benzeri sadece Kudis’te bulunmaktadır. Kurulduğundan beri Ermeni vatandaşların ibadetine açık bulunan Surp Kirkor Losovoriç Kilisesi, 1977 yılında Ermenilerin ve din görevlilerinin Kayseri’den ayrılmaları üzerine geçici olarak ibadete kapatılmıştır.Aradan yirmi yıl geçtikten sonra, kilise 1997 yılında bir kısım Ermeni ve din adamının iştiraki ile, yeniden onarılarak ayine açılmıştır.
 Surp Astuadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi: Kiçikapı Meydanındaki Ermeni Kilisesi kitabesi günümüze kadar ulaşamadığı için yapım tarihi belirlenememiştir. Kilisenin önceden Fresklerle süslü olduğu ancak günümüzde bu süslemeler üzerine düz renklerle boyanmıştır.
DİĞER KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERLERİ
Raşit Ağa Konağı:  Cumhuriyet Mahallesi, Şeyh Tennuri Sokak’ta bulunan Konak XIX.yy sonlarında Raşit Ağa tarafından ev olarak yaptırılmıştır.Bina kesme taşlardan inşa edilmiş olup üç katlıdır. İki kollu döner bir merdiven ile üst kata çıkılır.Bu kat Mustafa Kemal Atatürk Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 18 Aralık 1919’da Sivas Kongresini takiben Ankara’ya gitmek üzere Sivas’tan ayrılmış, 19 Aralık 1919’da Kayseri’ye gelmiş ve bu evde misafir edilmiştir.
Eski Hastane Binası : Gültepe Mahallesi Arkeoloji Müzesi arkasındadır. Cumhuriyet döneminin ilk güzel taş yapılarından olan hastane binasının yapım tarihi 1910’dan 1924’e kadardır.
Raşit Efendi Kütüphanesi: Ulu Cami bitişiğinde olan kütüphane, Kayseri’nin tek yazma eserleri ve eski kitaplar kütüphanesidir. 1796 yılında, Kayseri’nin Gesi bucağına bağlı Isbıdın köyünden (bugünkü Bağpınar) Reis-ül-Küttab Mehmet Raşit Efendi tarafından kurulmuştur. Kütüphane yazma eserler bakımından önemli bir koleksiyona sahipti
ŞEHİR SURLARI VE KALESİ
Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Kayseri Surları ve Kalesi 3.yüzyıl ortasında inşa edilmiş, 6. yy. ortasında da daraltılmış ve tamir edilmiştir. Bugün hala sağlam olan Kale iki kısımdan oluşmaktadır. Dış sur ve burçlardan meydana gelen dış kale ve iç kaledir.
Dış Kale: Tarihi Kayseri iç kalesini, dışarıda; Düvenönü’nde Kiçikapıya; oradan Yoğunburç ve Cumhuriyet alanına kadar geniş mekanda içine alan Dış Kalenin üzerinde kitabeye rastlanmadığından, yapılış tarihi hakkında kesin bilgi bulunmuyor. Ancak dördüncü asırda Caesarea’nın, Justinien tarafından surlarla çevrildiği biliniyor.
Vaktiyle Boyacı Kapısı, Kiçikapı, Sivas Kapısı, Yeni Kapı, Atpazarı ve Meydan Kapısı ile dışarıya açılan surlar, tahrip olmuştur. Dış Kale, savunma gayesiyle, tonoz ve kemerlerle yüksek tutulmuş beden duvarlarıyla inşa edilmiştir.
İç Kale: Kale,  kuzeyden güneye 800 m. Doğudan batıya 200 m. Uzunluğundadır. Kalenin 19 burcu bulunmakta ve bu burçlar 3 m. Genişliğindeki duvarlara yaslanmaktadır. Kalenin biri kuzeydoğusunda, diğeri de kazancılar çarşısına bakan güneyinde olmak üzere iki kapısı bulunmaktadır. Kayseri Kalesinin üzerinde ilave onarımlarla ilgili birkaç kitabe bulunmakla beraber kimin tarafından ve ne zaman yapıldığına dair kesin bir bilgi yoktur.
Beştepeler Mezar Odaları: Eskişehir diye bilinen Antik Mazakanın beştepeler mevkiinde bulunan Mezar Odaları dikdörtgen kesitli yuvarlak tonoz ile örtülü iri taşlar iç yüzde kesme olarak işlenmiş dış yüzü ise gayrı muntazam olarak bırakılmıştır. Mezar günümüzde Arkeoloji müzesi bahçesinde bulunmaktadır.
Ahi Evran Zaviyesi Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi  :Ahi Evran’ın   ilke ve prensiplerinin esnaf üzerindeki etkisinin anısına yapılmış bir müze olup, Talas Caddesi üzerinde bulunmaktadır.
Lifos Harabeleri : Erciyes’in kuzeyinde ve Hacılar ilçesinin güney doğusunda bulunan ve 2510 m. yüksekliğindeki Lifos, Erciyes’ten fışkıran lavlardan teşekkül olmuştur.
Lifos Dağı’nın üzerinde, bir metreden geniş kayalardan meydana gelen bir sur bulunmaktadır. Güneyden ve batıdan iki kapı ile girilen surun iç kısmında su sarnıçları, değişik bina kalıntıları ve ortasında tapınak olduğu tahmin edilen büyük bir yapının enkazı bulunmaktadır. Kayseri Ovasına hakim bir tepe üzerinde inşa edilen sur ve içindeki yapı kalıntıları, vaktiyle buranın site devletlerinden birine ait iskan veya savunma merkezi olduğunu göstermektedir.
Askeri Hastane Giriş Kapısı: Yıldırım Caddesinde Ordu Evi Binasının batısındaki Hastane Kapısı Kitabesinde “Daire-i Umuru Askeriye H.1309, M.1891-92” yazılıdır. Kapı ve Kitabe şuanda ulu bir çınarın altında bulunmaktadır.
Kayseri Lisesi: Kiçikapı semtinde bulunan Lise, II. Abdülhamit tarafından yaptırılmış, 13 Eylül 1893 tarihinde “Derece-i Ula Mekteb-ı Külliyesi İdadisi” adıyla kurulmuştur. Rüştiye kısmı (Ortaokul) 1870 yılında Kayserili Ahmet Paşa tarafından açılmıştır.1927 yılında Kayseri Lisesi adını almış ve faaliyete geçmiştir.Kayseri Lisesi hatıra defterinin birinci sayfasını 17 Eylül 1923 tarihinde Kazım Karabekir Paşa, sekizinci sayfaya da Gazi Mustafa Kemal Paşa izlenimlerini yazmışlardır.
Saat Kulesi : Cumhuriyet Meydanında bulunan Saat Kulesi 1909 yılında kesme taştan yapılmış, kare planlı sağlam bir binadır. Kuleye bitişik olarak yapılan küçük oda zamanında muvakkithane (güneşe bakılarak namaz vakitlerini belirten yer) olarak kullanılmıştır. Kulenin dört tarafında birer adet saat bulunmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk, Kayseri’ye geldiğinde burada Kayseri halkına hitap etmiştir.
Kayseri Evleri: Kayseri evlerinin kendine has mimari ve sosyal özellikleri vardır. Gerek Selçuklu ve Osmanlı dönemi, gerekse daha önceki dönemlerden intikal eden bina ve kalıntılardan, Kayseri ve çevresinde yerleşik bir kent ve kültürünün varlığını görmekteyiz. Osmanlı dönemi yapısı olan ve korumaya alınan günümüze kadar ayakta kalan Güpgüpoğlu, Zennecioğlu ve Mollaoğlu konaklarıyla İmamoğlu ve Camcıoğlu evleri bunlardan bazılarıdır.
MÜZELER
Arkeoloji Müzesi:
1930 yılında Hunat Hatun Medresesi’nde kurulmuş, 1969 yılında Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi’nde yeni yapılan bugünkü binasına taşınmıştır. Eserler kronolojik bir düzen içerisinde iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir. Birinci salonda; eski tunç çağına ait seramik eserler, idoller ve Kültepe kazılarında elde edilen eserler, ikinci salonda; Frig, Helenistik, Roma ve Bizans çağlarına ait eserler, bahçede ise; Helenistik, Roma ve Bizans çağlarına ait eserler sergilenmektedir.
Etnografya Müzesi: 1983 tarihinde Hunat Hatun Medresesi’nde kurulmuş, 1997 yılında Cumhuriyet Mahallesi’nde Tennuri Sokağı’nda bulunan 1419-1497 tarihleri arasında yapılmaya başlanan ve XVIII. Yüzyıla kadar yapımı devam eden Güpgüpoğlu Konağına taşınmıştır.
Konağın bir bölümünde Osmanlı evlerini yansıtan eserler; diğer bölümlerinde ise, Etnografya Müzesi olarak Kayseri yöresinin özelliklerini yansıtan  Türk-İslam eserleri sergilenmektedir.
 Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi: Cumhuriyet Meydanı, Mimar Sinan Parkı içerisinde bulunan Gıyasiye ve Şifahiye Medresesi, 1982 yılında müze olarak açılmıştır. Müzenin birinci bölümünde(Gıyasiye); Selçuklu döneminde tıpta kullanılan çeşitli malzemeler sergilenmektedir. İkinci bölümde (Şifahiye) ise; XII. Yüzyılda akıl hastalarının müzik (telkin yolu) ile tedavi edildiği akıl hastaları bölümü (Bimarhane) gezip, incelenmeğe değer bölümlerindendir
 
Atatürk Evi Müzesi:
          


 

Cumhuriyet Mahallesi Tennuri sokakta bulunan bina, 19. Yüzyılın sonlarına doğru Raşit Ağa tarafından ev olarak yaptırılmıştır. Atatürk, Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 20 Aralık 1919’da teşriflerinde bu evde misafir kalmıştır. Bunun anısına restore edilerek binanın üst katı müze olarak açılmıştır.

Kent ve Mimarsinan Müzesi: Dünyada birkaç örneği bulunan, Türkiye’de ise, ilk olan müze, Fuar Kültür Park içerisinde yer almaktadır. 2003’te  dijital müze ve bilgi merkezi olarak  faaliyet göstermektedir. Müzenin birinci katı Mimar Sinan Müzesi olarak dizayn edilmiştir.
Ahi Evran Zaviyesi, Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi: Seyyit Burhanettin Bulvarı, Kartal Kavşağı yakınında bulunan müze, 2002 yılında açılmış, müzede Kayseri yöresine ait el sanatları takım aletleri sergilenmektedir.
İLÇELER
Büyükşehir  statüsünde bulunan ilimizde, merkezde iki metropol   (Kocasinan, Melikgazi), üç merkez ilçe olmak üzere toplam 16 ilçesi bulunmaktadır.
KOCASİNAN
Tarihi: İlimiz 1988 yılında Büyükşehir statüsüne dönüşmesiyle, il merkezinde oluşun iki merkez ilçeden birisidir. (Geniş bilgiyi ilimiz bölümünde bulabilirsiniz)
Tarihi ve Kültürel Değerler: İlçe merkezinde; Hacı Kılıç Camii, Mimarsinan (Kurşunlu) Camii, Gıyasiye ve Şifahiye (Tıp Tarihi Müzesi) Medresesi, Sahabiye Medresesi, Hacı Kılıç Medresesi, Avgunlu Medresesi, Gevher Nesibe Kümbeti ve Roma Mezarı önemli tarihi ve kültürel değerlerimizdir. Bu eserler hakkında geniş bilgileri ilimiz bölümünde bulabilirsiniz.İlçe çevresinde ise;
 Haydar Bey Köşkü: İlçemizi kuzeydoğusunda 5 km. kadar mesafede Argıncık’ta bulunan köşkün kitabesi yoktur. Ancak XlV. Yüzyılın ikinci çeyreğinde yapılmış olduğu söylenebilir. Kesme taştan yapılıp, çok iyi muhafaza edilmiş olan köşk, dikdörtgen planlı bir salonu ve ikinci derecede odaları ihtiva etmektedir
Hıdrellez Köşkü: İlçemiz Erkilet bucağının kuzey tarafında şehrin her tarafından görülen Kayseri ve civarının en büyük tümülüsü üzerinde bulunan, Selçuklu Hıdırellez Köşkü 1241/42 yıllarında yapılmıştır.
Barsama Camii. Kayseri-Sivas karayolu üzerinde, 25 km. mesafede Barsama (yeni adı Çavuşağa) köyü yakınlarında 1567 yılında Mahüpeykür Hatice Hatun tarafından yaptırılmıştır. Büyük ölçüde tahrip olmuş bu camiden sadece yan duvarların bir kısmı ve şerefesine kadar minaresi kalmıştır.
Tekgöz Köprüsü: İlçemizin kuzeybatısında ve ilçeye 30 km. uzaklıkta Kızılırmak üzerinde kurulmuş bir köprüdür. Sultan II. Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1202-3 yıllarında Kayserili Hacı Ali Bin Hüseyin tarafından inşa edilmiştir. Köprü bugün ana yoldan ayrıldığı için pek faal değildir.
Çokgöz Köprüsü: Erkilet bucağının kuzeybatı tarafında Kızılırmak üzerinde kurulmuş tarihi ve mimari bakımdan değerli bir eserdir. I. İzzettin Keykavus zamanında yapıldığı iddia edilmekte ise de, buna dair bir belge veya kitabeye rastlanılmamıştır. 1212-1215 yıllarında yapılmış olması muhtemeldir. Günümüzde köprü, yeni yapılan Yamula Barajı suları altında kalmıştır.
GEZİ VE MESİRE YERLERİ
İlçemiz merkezinde; Mimarsinan Parkı, İnönü Parkı, Fuar Kültür Parkı ve Kumarlı  Parkı önemli gezi ve mesire alanlarındır.
MELİKGAZİ
Tarihçesi: 1988 yılında Kayseri Belediyesi’nin, Büyükşehir statüsüne dönüşmesiyle, il merkezinde oluşan iki merkez ilçemizden birisidir. (geniş bilgiyi ilimiz bölümünde bulabilirsiniz)
Tarihi ve kültürel Değerleri: Ulu camii (Camii Kebir), Gülük camii, Hunat Camii, Lale Camii, Fatih Camii, Katıroğlu Camii, Han Camii, Lale Camii, Yanıkoğlu Camii, Hunat Hatun Medresesi, Hatuniye Medresesi, Köşk Medresesi; Seraceddin Medresesi, Döner Kümbet, Çifte Kümbet, Hunat Hatun Kümbeti, Sırçalı Kümbet, Ali Cafer Kümbeti, Köş Kümbeti, Suya Kanmış Kümbeti, Alaca Kümbet,  Seyyid Burhaneddin Türbesi, Kayseri Kalesi ve Surları, Hunat Hamamı, Kadı Hamamı, Selahaddin Hamamı, Kapalı Çarşı, Vezir Han, Bedesten önemli tarihi ve kültürel değerlerimizdir. (Bu eserler hakkında geniş bilgileri ilimiz bölümünde bulabilirsiniz)
İlçemiz çevresinde ise;
KÜLTEPE: Kayseri-Sivas karayolunun 20. Km.sinden sonra 2 km. kuzeyde yer alan Kültepe; yerli halkın oturduğu Kaniş ve Asurlu ticaret kolonilerinin oluşturduğu Pazar yeri Karum’dan oluşmaktadır.
1948 yılından beri Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ başkanlığındaki heyet tarafından sistemli olarak yapılan kazılarda, höyükteki en eski yerleşimin genç kalkolotik( İlkçağ) çağ M.Ö 3000-2500 olduğu, onu eski Tunç, Hitit, Friğ, Hellenistik-Roma çağlarının takip ettiği tespit edilmiştir.
Karum sahası, Anadolu’ya ticaret maksadıyla M.Ö 1950-1650 yıllarında gelen Asurlu tüccarlar burada iskan etmişlerdir. Bu sahada yapılan kazılarda çivi yazılı tabletler üzerinde, Anadolu ile Karum arasında sürdürülen ticaret hakkında detaylı bilgilerin yanı sıra borç alıp verme,evlenme-boşanma, veraset, mahkeme kararları ve yerli beylerle yapılan yazışmalar hakkında bilgi veren bu tabletler Asurca yazılmıştır. Pişmiş topraktan yapılmış mühür baskılı zarflar içine konan ve bu şekilde alıcısına gönderilen bu tabletler, Anadolu’nun en eski yazılı belgeleridir. Bu yöreden çıkartılan eserler Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Gesi: Melikgazi İlçesi’nin 17 km. kuzeydoğusunda, Erciyes Dağı’nın volkanik faaliyetleri sonucu oluşmuş bir vadi üzerinde yer almaktadır. Çevrenin kıraç görünümüne karşılık kasaba içinden geçen çaydan dolayı; etrafında gelişmiş yeşil alanlar, meyve bahçeleri ve bağların oluşmasına; bunun sonucu olarakta bu yerlerin zamanla bir dinlenme yeri olmasına neden  olmuştur.
Yerleşim alanları, genellikle bölgenin geçmişten gelen miras özelliği sayesinde yapı teknik ve malzemesini sürdüren bir anonim mimari türünü günümüze kadar muhafaza etmiştir. Anadolu sivil mimarisinin başlıca öğelerinden olan dar parke taş kaplı sokaklar, avlulu evler, kemerler ve mahalli taş malzeme bu yerleşmelerde hakim unsur olarak göze çarpmaktadır.
Gesi ve yakın çevresi (Bahçeli, Özlüce, Kayabağ) yerleşim alanları bölgeye has dokuya sahiptir.
Gesi Kuş Evleri: Gesi bölgesinde, özellikle Kayabağ’a giderken yamaçlarda yapılan kuş evleri,güvercinler için bir barınak olarak kullanılmıştır.
Tarihi: Osmanlılara dayanan kuş evleri 2-3 metre çapında 8-10 metre yüksekliğinde taştan silindir şeklinde yapılmıştır. Yöre halkı kuş evlerinden elde ettikleri gübreleri bağ ve bahçelerde kullanmaktadırlar.
Yanartaş (Darsiyah Rum Kilisesi): Kilise 1837 yılında yapılmış, kilisenin içi altı sütunlu ve bunların dördü üzerinde merkez kubbe yer alır. Kubbenin üzeri yıkılmıştır.
Ağırnas Kasabası: Mimar Sinan’ın doğum yeri olan bu kasaba, il merkezine 27 km. uzaklıktadır. Kasabanın kuruluşu eski yıllara dayanmakla birlikte, kesin tarihi bilinmemektedir. Kasabada; Mimarsinan’ın doğduğu ev, gençliğinde yaptırdığı çeşmeler, yer altı şehirleri ve kiliseler (Agias prokopis kilisesi, Agii Anargiri kilisesi) bulunmaktadır. Derin suları, yemyeşil tabiata sahip olan Ağırnas kasabasının yerleşiminin %80’inin yer altı  şehri olduğu tahmin edilmektedir.
Ağırnas Yer altı  Şehri: Kasabanın girişinde Aşağı Pınar mevkiinde bulunan Ağırnas yer altı şehri, bazı bölümlerinin milattan önce yapıldığı ve daha sonraki yıllarda da ilaveler yapıldığı, niş ve resimlerden en çok M.S 1-13. Yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda büyük bir titizlikle temizlenerek turizme açılan yer altı şehri, ilimize gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerinin büyük ilgisini çekmektedir.
Mimar Sinan’ın Doğduğu Ev: Osmanlı İmparatorluğu’ nun dünyaya damgasını vurduğu dönemin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Kocasinan’ın doğduğu ve 22 yaşına kadar yaşadığı ev yeniden restore edilerek ziyaretçilere açılmıştır. Çalışmalar Mimarsinan’ın doğduğu evin müze haline getirilmesi yönünde devam etmektedir.
Ağırnas Prokopis Kilisesi  :  Melikgazi ilçesi, Ağırnas Kasabasında 1857 yılında yaptırılmıştır.
Germir(Konaklar):  Melikgazi İlçesine 6 km.uzaklıkta vadiler
Arasında yer almaktadır.Yöreye has kesme taşlarla yapılmış eski evleri, üç adet kilisesi, ünlü film yapımcısı Elia Kazan’ın doğduğu şirin bir köydür.
Tavlusun (Aydınlar) Köyü : Germir Köyüne 1 km. uzaklıkta bulunan Tavlusun  da, yine vadiler arasında ve yapım tarzı olarak Germir’e benzeyen küçük bir köy olup iki kilise bulunmaktadır.
Kızıl Köşk : Üzerinde kitabesi bulunmamakla beraber, XIII. yy da yapıldığı sanılan bir Selçuklu eseridir. Hisarcık Kasabası’nın batısındaki Kızıltepe Mevkii civarında bulunduğu için, “Kızıl Köşk” adıyla anılan Köşk bakımsızdır.
Gezi ve Mesire Yerleri: İlçe merkezinde bir çok yeşil alan ve dinlenme parkları mevcuttur. Bunlardan; Gültepe Parkı ve Beştepeler piknik alanı en önemlilerindendir. (Daha geniş bilgiyi ilimiz bölümünde bulabilirsiniz)
AKKIŞLA
Tarihi: İlçe, Hititler döneminde bir yerleşim yeri olduğu, ilçemize bağlı Kululu kasabasında bulunan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Helenistik ve Roma çağlarında Kululu kalesi uzun süre savunma amacı için kullanılmıştır
Tarihi ve Kültürel Değerleri
Kululu: İlçemize bağlı dağlık bir bölgede bulunan Kululu, Hitit çağına ait bir çok eserlerin bulunduğu ve Kaletepe denilen yerde bulunan Kululu Kalesi’nin Helenistik ve Roma çağlarında uzun süre kullanıldığı bilinmektedir. Kululu, stratejik durumu icabı en geç tahrip olan  ilçeler arasında yer almaktadır.
Kululu ve civarında çok miktarda hiyeroglif (resim yazısı) yazılı steller, heykeller, çanak- çömlek, damga ve silindir mühürler v.b eserler ele geçmiştir. Bunların büyük bir kısmı Kayseri Arkeoloji Müzesi’ndedir.
Belirli Günler:
Yoğurt Festivali: İlçemize bağlı Gömürgen Köyü’nde bulunan, her yıl yaylalarda Yörükler tarafından küçük baş havyan besiciliği yapılmaktadır. Bu Yörüklerimizin tarafından yapılan yoğurt ve peynir çok meşhurdur. Bu yöremizin gelenek ve göreneğini, özellikle yoğurdunu ülkemize tanıtmak amacı ile her yıl Mayıs ayında yörede yoğurt festivali düzenlenmektedir.
BÜNYAN
Tarihi: İlçenin kuruluşunun Hititler dönemine kadar dayandığı ilçede bulunan Kayabaşı mağaralarındaki şekil ve resimlerden anlaşılmaktadır. Hititlerden sonra Persler, Medler, Frigyalılar, Makedonyalılar, Kapadokya krallığı ve Roma imparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. Türklerin ilk kez ilçeye yerleşimi 14. Yüzyıl öncelerine dayanmaktadır. Bünyan’ın eski adı Sarımsaklı’dır.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Ulu Camii:İlçe merkezinde yüksek bir yere inşa edilen camii Tac-ı Kızıl oğlu Emir Zahireddin Mahmut tarafından  mimar Kaluyan’a 1333 yılında yaptırılmıştır. Minaresi sonradan ilave edilmiştir. Kalın kesme taştan duvarları ve portali ile önemli bir yapıdır.
Kayabaşı Mağaraları: İlçe merkezinde bulunan mağaraların Hititler dönemine uzandığı mağaradaki şekil ve resimlerden anlaşılmaktadır.
Gergeme:  Bugünkü Doğanlar mahallesinin bulunduğu yer “Karkama” adı verilen eski bir yerleşim yeridir. Türkler daha sonra bu kelimeyi “Gergeme” şeklinde söyleyerek yumuşatmışlardır.
Samağır Noyan: Samağır köyüne adını veren, Anadolu valisi Samağır Noyan, 1265-1277 yılları arasında İlhanlılar adını Anadolu’ya yöneltmiştir. 1277 yılında Memluk sultanı Baybars’ın Anadolu’ya girerek Kayseri’yi işgal etmesi üzerine, Samağır Noyan’ın bir grup askeriyle birlikte bugünkü Samağır köyüne çekildiği ve burada vefat ettiği söylenmektedir. Köyde bulunan türbe Samağır Noyan’ın mezarı bulunduğu yolunda çok güçlü iddialar vardır.
Şammaş Pir Kilisesi: Kayabaşı mağaraları bölümünde bulunan kiliseye 1899 yılında bir tecrit odası yapılmıştır.
Daniş Ali Bey Cami: Büyük Bürüngüz köyündeki camii, çeşmesi ile kare planlı sağlam bir yapıdır. Kitabesinden XVl. Yüzyıl da yapıldığı anlaşılmaktadır.
Alaüddevle Camii (Mescidi): Büyük Bürüngüz köyünde bulunan mescidin iyi okunmayan kitabesinden XV. Yüzyılda Aziz ve Emir Mahmut isimli kişiler tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.
SULTANHANI KERVANSARAYI
Sivas yolu üzerinde, ilimize 47 km. uzaklıktadır. Bu muhteşem eser sağlam takviye kuleleri ile dıştan bir kaleyi andırmaktadır. Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat zamanında (1232-1236) yapılan bu muazzam binanın kitabesi yoktur. Giriş kapısından iki yanda revakları ve ortasında mescidi bulunan bir avluya girilir.
Arabalık ve ahır hizmetini gören doğudaki revak derinliği hanın dış duvarlarına kadar uzanır. Avlunun kuzeydoğu köşesindeki oda grubu bir hamama ait olduğu sanılmaktadır. Avlunun ortasında, küp şeklinde ve ayak kemerler üzerine oturan mescidi vardır. Mescidin dört cephesi de ejder ve değişik motiflerle süslüdür. Avlunun güneyinde Selçuklu tarzında anıtsal bir kapıdan kapalı büyük salona geçilir. Tamamıyla tonozlorla örtülen salonun üstünde, bingilere dayanan bir kubbe yükselir. Burada kervanlar bütün eşyalarıyla birlikte kalırlardı
KARATAY  KERVANSARAY
Kayseri-Malatya yolu üzerindedir. Kayseri’ye 65 km. mesafede  ilçemize bağlı Karadayı köyündedir. Eski ulu yol üzerinde bulunan bu han, bazı değişikliklerle Sultan Hanı’na benzer. Han’a güney tarafından, iri saç örgülü beden kulelerinin bulunduğu cephesindeki muhteşem kapısından girilir. Bol motiflerle süslü kapının üzerindeki kitabelerden Selçuklu vezirlerinden Celaleddin Karatay tarafından yaptırıldığını ve 1240 yılında tamamlandığını anlaşılmaktadır. Kapı ile avlu arasında bir giriş kısmı bulunmaktadır. Mescidi girişin hanın sağ tarafında yer almaktadır.. Salon kısmında içerisinde birkaç mezar bulunan eyvanın taç kemerleri, çeşitli tezyinat ve eski Türk takviminden alınan hayvan motifleri ile bezenmiştir. Han’ın diğer tezyinatı ve su olukları üzerinde bu şekilde hayvan ve insan figürleri çok miktarda görülmektedir. Hamamı, avlunun güneydoğu köşesindedir.
DOĞAL GÜZELLİKLER
Pınarbaşı: Sarımsaklı Irmağı kaynağını Pınarbaşı ilçesinden almaktadır. Çevresi yeşilliklerle kaplıdır. Irmak boyunca 3-4 km. uzunluğundaki akarsu vadisinde yeşilin her tonunu bulmak mümkündür.   Alabalık Üretim Çiftlikleri Sarımsaklı kaynak suyu üzerinde ilçe girişinde özel ve belediyeye ait alabalık üretim çiftlikleri bulunmaktadır
EL SANATLARI
Halıcılık: Bünyan’da halıcılık, Orta Asya’dan gelmiş şekliyle yapılırken, Anadolu genelindeki değişikliğin etkisi altında kalarak önemli değişikliğe uğramıştır. Önceleri Bünyan halısının en büyük özelliği halıda kullanılan bütün malzemenin (atkı-çözgü) yün, boyaların da tabi boya olmasıdır. 1907 yılından itibaren Bünyan halılarında çözgü olarak pamuk ipliği, tabi boyaların yerine de sentetik boyalar kullanılmaya başlanmıştır.
Bünyan halılarını dört ana grupta toplamak mümkündür. İpi elden yapılıp, tabi boyalarla boyanan iplerden yapılan halılar. Sentetik boyalarla boyanmış, Manchester yün ipinden yapılan halılar. Boyasız koyun yününün tabii renginden yapılan halılar (naturel).Bursa ipeğinden yapılan halılar (ipek).Bünyan halılarındaki motifleri üç ana grupta toplamak mümkündür.
Çiçekli: İnce çiçekli (empirme), iri çiçekli (bademli ve Ferahan) gibi isimler alır. Geometrik motifli : Kazak (sandıklı), Şirvan, Buhara, Ladik gibi (eski tarihi motifler anıldıkları şehirlerin isimlerini almıştır.Göbekli: Keşan, lalezar, hayali, üzümlü gibi çeşitli isimler alır.
Bünyan halılarının cm. karesinde ortalama 16-30 ilmek bulunur. Halının cm. karesinde  ilmek sayısı ne kadar fazla olursa kalitesi de o nispette iyi olur. Bünyan’da ortalama 300 tezgah üzerinde halı dokunmaktadır. Önceleri devamlı dokunan halı sonradan sürekliliğini kaybetmiştir. Günde 400 m. kareye yakın olarak dokunan halıların kapasitesi gittikçe düşmektedir. Daha önceleri tüccar kanalıyla dokunan halılar, ekseriyeti aile fertleri tarafından dokunulup değerlendirilmektedir
DEVELİ
Tarihi : Develi İlçesi orta çağlarda kurulmuş, Hititler, Romalılar, Bizanslılar, Ermeniler, Selçuklular ve Osmanlılar devrine ait pek çok kültürel zenginliğe sahiptir. Oğuz Boylarından “ Develi “ obasının buraya yerleşmesi ile bu ismi almıştır. Şehir, ilk önce  Yukarı Develi denilen yerde kurulmuş, daha sonra şimdiki yerini almıştır.
Develi Askerlik Şubesi: ll. Abdulhamit zamanında yaptırılmıştır. Elbiz caddesi üzerinde, Abdulbaki mahallesindedir. Kesme taştan yapılmış iki katlı bina Askerlik Şubesi hizmetinde bulunmaktadır.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Sivas Hatun (Ulu) Camii : Selçuklular devrinde lV. Kılıçaslan’ın oğlu III. Keyhüsrev zamanında 1281 yılında yapılan caminin mihrabının sanat değeri yüksektir.
Seyyid Halil Devletlü (Seyyid İsa Zaviyesi) Karakaya köyünde Cafer Bey adına yaptırılan ‘Seyyid İsa Zaviyesi’ köylülerce ‘Seyyid Ali Devletlü’ adıyla da anılmaktadır. Zaviye 1939’ lara kadar varlığını devam ettirmiştir
Şerif Türbesi: Türbenin üzerinde bulunan kitabesinden 1295 /  96 yıllarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Dört köşeli bir plana sahip olan bina kesme taştan yapılmıştır.
Şeyh Ümmü Türbesi : İlçemizin büyük yazı mevkiinde bulunan türbenin kitabesi yoktur.
Ebce Sultan Türbesi : Kitabesi okunamamakla beraber, yazı tarzı itibariyle bir Selçuklu türbesi olup, kitabesinden anlaşıldığına göre, 1317 yılında tamir edilmiştir.
 Seyyid Dev Ali Türbesi: İlçenin kuzeyinde eski ve yeni Develi’ye hakim bir yer de bulunan türbe, yapı tarzı ve üslubu ile 13.yüzyıl Selçuklu eseridir
Hızır İlyas Türbesi: Develi İlçemizin güneyinde hakim bir tepede bulunan türbe, Selçukluların son döneminde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kitabesi olmayan türbenin mihrabı Türk Selçuklu sanatının en güzel örneklerindendir. Mihrap, mozaik-çini sanatının mermere tatbikinin en güzel örneklerindendir.
Hamidiye Medresesi: Şıhlı kasabasıda bulunan medrese, Osmanlı devrinde inşa edilmiş, son zamanlarda yeniden tamir görmüştür. Kapı üzerindeki kitabesine göre 1891-92 tarihinde, II. Abdülhamit zamanında yaptırılmıştır. Kasabada aynı yıllarda yaptırılan üç adet çeşme daha vardır. Medrese dikdörtgen şekilde olup, ortasında havuz ve şadırvan bulunmaktadır.
Havadan Köyü Külliyesi (Hacı İbrahim Tekkesi): Develi ilçemizin güneydoğusunda, Develi/Şıhlı karayolunun sağında, ilçeye 40 km. uzaklıkta bulunan Havadan köyü içindedir. Külliyenin kitabesi yoktur. Türbenin Xlll.yüzyıl  sonu ile XlV. Yüzyılın başında yaptırılmış olabileceği kanaati yaygındır. Külliye, tekke, mescit hamam, türbe ve çeşme gibi kısımlardan meydana gelmiştir. Selçuklular zamanında yapıldığı, Osmanlılar devrinde de gereken önem verildiği anlaşılmaktadır.
Develi Kalesi: Yalçın yamaçlı bir dağ üzerine inşa edilmiş kale, kesin olarak hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir. Kale, stratejik bakımdan önemli Develi Ovası’nın kontrolünü rahatlıkla sağlayabilecek konumda. Üç kısımdan oluşan kalenin bugün çok az kalan kalıntılara rastlanmaktadır.
Öksüt Kalesi: Öksüt köyünde aynı adlı derenin hakim yamaçlarında kurulmuştur.İlçemizde; Kale Köyü Kalesi, Tombak Kalesi, Deresimli Kalesi ve Köseler Kalesi yüksek tepelerde hakim görünüşleriyle ilgi beklemektedir.
Fraktin Kaya Kabartması: İlçenin güneydoğusunda Gümüşören köyü yakınlarındaki su kenarlarındaki kaya üzerine kabartma olarak işlenmiştir. Hititlerin yükselme devrinde lll. Hattusilis zamanında yaptırılmıştır. İki kısımdan oluşan sahnedeki sunağın şekli oldukça önem taşımaktadır
Şimşek Kaya (İmamkulu Kaya Kabartması): İlçe merkezine 40 km. uzaklıktaki İmamkulu köyünün Şimşekkaya  mevkiinde bulunmaktadır. İri blok kayanın oval şekli verilmiş yüzünde fırtına tanrısı,üç dağ tanrısının eğilmiş başları üzerinde boğa koşulu bir arabaya binmiş olarak görülür. Abide üzerinde fırtına tanrısının adı olan işaretlerden başka yazı bulunmadığından zamanı kati olarak bilinememektedir. Fakat motif ve stil özelliklerinden bu abidenin “Büyük Hitit Devleti” zamanına ait olduğu tahmin edilmektedir.
Taşcı Abidesi: Zamantı vadisinde Satı köyü istikametinde, Hititlere ait kayalar üzerinde iki parça halindedir. Üzerinde büyük kral ve zevcesinin ibadet eder şekilde tasvir edilmiştir.
İlibe İnleri: İlçenin 500 metre doğusunda ve aynı adlı tepenin yamaçlarında sıralar halinde bulunmaktadır. Bu mağaraların orta kısmında ki mağaranın biri oyma kilise haline getirilmiştir.
Kiliseler: İlçemize 45 km. uzaklıkta bulunan Yaylacık köyünde 40 kadar kilise olup, bugün 10-15 kadar kilise kalıntısına rastlanmaktadır. İlçenin 25 km. güneyinde bulunan Öksüt köyündeki  kalede kayalara oyularak yapılan bir kilise kalıntısı olup, bu kilisede duvar resimleri bakiyeleri bulunmaktadır.
Çomaklı ve İncesu köylerinde de birer kilise bulunmakta olup, özellikleriyle Bizans eserleri olduklarını doğrulamaktadırlar. İlçede Aşağı Everek Kilisesi Hristiyanlık tarihinin son izlerini taşımakta olup, kilise tamamen yontma taşlardan yapılmıştır.
Ayşe Pınar ve Kaya Tapınakları: Aynı adlı köyde bulunmaktadır. Burada 20 kadar kayalara oyulmuş antik devre ait kaya tapınakları mevcut olup, tapınaklar yuvarlak kemerlidir.
Gereme Harabeleri: İlçenin 12 km. kuzeyinde ve Erciyes Dağı’nın güney eteğindedir. Lifos tepesi ile Erciyes arasında kalan dik vadide bulunmaktadır.
Şarkın önemli mabet manastır kalıntıları  bu batık şehir, ilçemiz turizmi bakımından büyük bir değer taşımaktadır. Yüksekliği 2000-2500 metreyi bulan bölgenin etrafı kilise tepe,yamaç tepe, gök tepe ve kartın tepeleriyle çevrilmiştir. Bu bölgeye ilk önce Proto Hititler, Hititler; Asurlar, Firigyalılar, Romalılar gelmiştir. En son gelen Bizanslar bugünkü tarihi kalıntıları bırakmışlardır. Gereme, Türkler eline 1071 tarihinden geçmiş olup, bugün yayla olarak kullanılmaktadır.
DOĞAL GÜZELLİKLER
Elbiz : İlçenin önemli bir mesire yeri olan bu tarihi havuz, antik devre ait bir Roma eseri olduğu muhakkaktır. Kaynak ve havuz olan bu tarihi havuz çeşitli devirlerde çeşitli değişiklikler göstermiştir. Romalılar,Hıristiyanlar,Selçuklular, Osmanlılar gereken önem ve değeri vermişlerdir. Şu anda ağaçlık ve yeşillik içinde bulunan Elbiz Çay Bahçesi çok güzel bir  dinlenme ve mesire yeridir.
SAĞLIK TURİZMİ
İlçemize bağlı Zile Kasabası’nda sağlık turizmi varlığını teşkil eden doğal kaynaklardan Acı Su, tıbbi gerekleri yerine getirildiği takdirde, sağlık turizminde şifalı bir tedavi istasyonu olma niteliğindedir.  Tüm cilt hastalıklarında doğal tedavi kaynağı olup,  Acı Su-Çamurlu Su da denilmektedir
FELAHİYE
Tarihi: Felahiye İlçesi ve çevresi tarihin ilk çağlarından beri önemli bir yerleşim yeridir. 150 m. yükseklikteki kayalar içine oyulmuş mağaralar ve halk arasında dört pencere diye bilinen evler ilk çağların; Kızılırmak yakınlarındaki Zırha Kalesi Hititler devrinin ve Yapı adıyla bilinen kalıntılar Bizanslılar devrini yansıtan önemli tarihi kalıntılardır.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Yapı: İlçemizin 7-8 km batısında, Kepiç Köyü yakınlarında bulunan Yapı, Roma mezarı olup, büyük mermer blok taşlardan yapılmıştır. Bu taşlar 10 km. uzaklıkta bulunan mermer ocağından getirildiği söylenilmektedir. Klasik devir yapılarından olan bu tarihi eser günümüze kadar ayakta kalmış, temelinden çatısına kadar çok iri ve düzgün işlenmiş mermer bloklardan inşa edilmiş tapınak şeklinde yapılmış büyük bir mezar anıtıdır.
Sıtma Pınarı: İlçe merkezinde bulunan çeşme Romalılar döneminde yapılmıştır.
Dört Pencere Evleri: İlçe sınırları içinde sarp kayalıklardaki  evlere halk arasında dört pencere evleri denilmektedir. İnsanlar kayaları kırarak dört tane pencere açmışlar ve içerisini iki oda haline getirmek suretiyle gözetleme yerleri yapmışlardır.
İlçemiz sınırları içerisinde Ellice İni, Menteşe Köyü yakınlarında Bal Kalesi, Acırlı Köyü yakınlarında gözetleme kulesi ve Beş Kızlar Tepesi, Karaşeh Köyünde Veli Dede Türbesi bulunmaktadır.
HACILAR
Tarihi: İlçe halkının,     Oğuz           Türklerinin Kayı boyuna mensup olduğu rivayet       edilmektedir. İlk yerleşimin 1411-1500 yılları arasında ilçe sınırları içerisindeki Beğendik mahallesinin “Dört Kuyular” mevkiine, daha sonra 1726 yılında şu  anda bulunulan yere yerleşmişlerdir.
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
Hacıların tabi güzellikleri başında Erciyes Dağı gelir. Erciyes Dağı Kayseri’nin olduğu gibi Hacılar ilçesinin de en büyük sembolüdür. İlçemiz Erciyes eteklerinde kurulmuş yaylacılık, dağcılık ve kış sporları açısından oldukça önemli bir merkezdir. Her yıl temmuz ayı içerisinde Atlı Yayla ve Turizm Şenlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Erciyes Dağının eteklerinde ki yaylalarda yılkı adı verilen atlar bulunmaktadır.
İNCESU
Tarihi: İlçe merkezi, 1670 yılında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından buraya Kervansaray,cami,hamam ve çarşı yapıldıktan sonra kurulmuştur.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Kara Mustafa Paşa Külliyesi
Kervansaray: Vezir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlunun üç tarafı revak sırası ili çevrilidir. Büyük kapalı salon tonozlarla örtülüdür. Salonda ve avluda han duvarlarının  iç yüzüne sıra halinde ocaklar ve ocakların yanında sağır nişler yapılmıştı    Camii: Üç gözlü olup yöre taşları ile inşa edilmiştir
Hamam:Kubbeli soyunma kısmı,soğukluk,sıcaklık ve külhanıyla yol düzenlenmesi nedeni ile bir buçuk metre kadar yüzeyden aşağıda kalması dışında orijinal biçimde korunmuş ve tamamen yöre kesme taşından inşa edilmiştir.
Çarşı: Kervansarayın batısında 11 m. eninde sokağın iki yanına yerleştirilmiş, sıra dükkanlardan teşekkül etmektedir.
Medrese: Külliyenin güneybatısını  işgal eden, kuzeye doğru açılan dikdörtgen biçimde duvarla çevrili sahaya yapılmış olup, restore edilmemiş harabe halindedir.
Viranşehir Roma Mezarı : İncesu İlçesine bağlı Viranşehir Köyü hudutları içerisinde ve köyü yolu üzerindedir. Roma çağından kalma mabet şeklinde bir mezardır. Tamamen kesme yonu taşlardan meydana getirilen bu yapı harap durumdadır.
Şeyh Turesan Zaviyesi : İncesu ile Ürgüp’e bağlı Başköy kasabası arasındaki Tekkedağı bölgesindedir. Dikdörtgen planlı ve duvarları küçük kesme taşlarla örülü Selçuklu tarzındaki Şeyh Turesan Zaviyesi ve Türbesi I. Alaaddin Keykubat’ın karısı Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır.
Eski Köy İnleri: İlçenin 2 km. kuzeybatısında uzanan Derebağ mevkiinin yamaç kayalıklı arazisi üzerinde, kayalardan oyma eski bir yerleşim yeridir. Hıristiyanlığın yasak edildiği dönemlerde, Engizisyon mahkemelerinden kaçan kişilerin ibadetlerini  serbestçe yapabilecekleri yer olarak kendilerine seçtikleri bu inlerde 40 ailenin barındığı söylenmekte olup, halk arasında “Kırkinleri” olarak da adlandırılmaktadır.
ÖZVATAN
Tarihi: İlk yerleşim      yeri Kale mahallesi olmuştur. Tarihi M.Ö 430 yıllarına kadar uzanmaktadır. Daha önce “Çukur” olan ismi 1990 yılında ilçe olduğu zaman ismi Özvatan olarak değiştirilmiştir
SARIOĞLAN
Tarihi: Kesin olarak bilinmemekle beraber kuruluşu çok eskiye dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Aziziye (Pınarbaşı) ilçesine bağlı küçük bir yerleşim yeri iken daha sonra Bünyan ilçesine bağlanmış, 1 Nisan 1960 yılında  da ilçe olmuştur.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Şahruh Köprüsü: İlçe merkezine 15 km uzaklıkta bulunan Karaözü kasabasında, Kızılırmak üzerinde olup, Selçuklulardan kalmadır. Sekiz gözlü, kesme taştan yapılı bu köprünün üzerinden halen ulaşım sağlanmaktadır.
Palas Camii: Palas kasabasında bulunan camii, Selçuklular tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.
Çiflik Türbesi: Çiflik kasabasında bulunan türbe, tek katlı ve Seyit Halil Keramettin’e aittir.
PINARBAŞI
Tarihi: Antik dönemden beri önemli bir yerleşim yeri olan Pınarbaşı ve çevresi, Asur, Hitit,Pers,İskender, Kapadokya, Roma ve Bizans imparatorlarının hakimiyetinde kalmıştır.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Türk hakimiyetine geçmiştir. 1399 Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır.
Pınarbaşı “Aziziye” adıyla, 1861 tarihinde Sultan Aziz tarafından Sivas’a bağlı bir ilçe olarak kurulmuş, 1926 yılında halkın isteği üzerine Kayseri iline bağlanmıştır. Bu yıllarda Aziziye adı kalmış, içinden kaynayan büyük suyun adı olan “Pınarbaşı” adı resmi kayıtlara geçmiştir.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEGERLERİ
İlçe dahilinde bir çok tarihi kalıntılar mevcuttur. Bunların en önemlileri Şerefiye köyünde ki kale harabeleri, Karakuyu köyünde bulunan yazılı su bendi ile Uzunyayla’nın çeşitli yerlerinde kimlere ait olduğu bilinmeyen bir çok harabeler bulunmaktadır.
Melikgazi Türbesi: Pazarören yakınındaki Melikgazi köyünde bulunan türbe, Danişmendliler den Emir Melik Gazi’ye (1104-1134) aittir. Tamamen ince tuğlalarla yapılmış türbenin alt kısmında, içerisinde Melik Gazi’nin ki de bulunan 7 adet mumyalı ceset vardır.  1134 yılında Malatya’da ölen Emir Melikgazi’nin mumyalı cesedi sağlığında Pazarören yakınlarında yaptırdığı türbesine taşınmıştır. Malatya yolunun 84.km.’den sonra Melikgazi Köyünde bulunan türbe, altta cesetlik odası ve üstte sanduka odası olmak üzere iki kattan oluşan kare planlı tuğladan yapılmış bir türbedir.
Zamantı Kalesi: İlçemize bağlı Melikgazi köyündeki kale Selçuklulardan kalma ve günümüzde bakımsız bir haldedir.
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
Yayla ve dağ havasının hüküm sürdüğü Pınarbaşı’nda yaz ayları serin geçer. Yakın çevre halkı yazları Pınarbaşı yöresine gelir. Pınarbaşı adı verilen suyun çıktığı vadi, yazın tam bir dinlenme ve serinleme yeridir.
YAYLACILIK VE YARIŞ ATI YETİŞTİRİCİLİĞİ
Pınarbaşı ilçe sınırlarında bulunan Uzunyayla’nın kuzey ve kuzeydoğusunda Gürün ve Şarkışla, batı ve kuzeybatısında Bünyan, güneyinde Sarız ilçesi yer alır. Uzunyayla’nın serin havası ve bol sularıyla yaz günlerinde en iyi dinlenme yerlerinden birisidir. Özellikle Çukurova halkı yaz günlerini bu yaylada değerlendirmektedirler.
Dünyaca ünlü yarış atları bu yaylada yetişmektedir. Coğrafi yapısı daha dayanıklı at yetiştirilmesine müsait olan Pınarbaşı-Uzunyayla tarihte at yetiştiriliciliğinin önemli merkezlerindendir. Günümüzde de at yetiştirme çiftliklerinin sayısı artmaya devam etmektedir. Türkiye Jokey Kulübü, İlçemizde 2001 yılında Uzunyayla At Yetiştirme ve Atçılık Eğitimi Tesisleri kurmuştur.
AVCILIK
Pınarbaşı doğal değerlerinden biri de avcılıktır. Pınarbaşı turizmi için alabalık önemli bir yer tutar. Örenşehir, Karagöz, Gümüşgün, Kabaktepe ve Kırkgeçit sularında bol miktarda alabalık bulunur. Olta ve serpme ile av mevsiminin her gününde tutulabilir.
Üretim çiftliklerinden canlı alabalık satın alınabilir. Av hayvanları türlerinden özellikle keklik, ördek, sığırcık toy ve tavşan bol miktarda bulunmaktadır
SARIZ
Tarihi: Sarız İlçesi ve köylerinde bulunan kilise kalıntıları, han kalıntıları ve Bağdat Yolu uzantısı, bu yörede medeniyetlerin iskan ettiğinin bir kanıtıdır. 1800 yıllarında avşar boylarından gelerek Sarız ve çevresine yerleşen o günkü adı “Köyyeri” olan Sarız’a yerleşmişler ve 1946 yılında ilçe olmuştur
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Sarız İlçe merkezinde ve köylerinde bir çok yığma höyük bulunmaktadır (Yeşilkent diğer adı Yalak, Darıdere ve Tavla köylerinde).Çevre köylerden (Yunaktaşı ve  Çörekdere) getirtilen büyük ebat heykeller ve taşlar Sarız Atatürk parkında sergilenmektedir.
EL SANATLARI
Sarız Kilimleri: İlçe merkez ve köylerinde el  sanatlarından kilim dokumacılığı çok ileri düzeydedir. Özel renk ve desenlerde eski Türk motifleri işlenmiş Sarız kilimleri, dayanıklılığı, sağlamlığı, kullanışlılığı bakımından her yerde aranan özelliktedir. Köylerde yünden ve kıldan yapılan heybe ve çuvallar meşhurdur. Yünden ve kıldan yapılan küçük el çantaları özellikle turistlerin çok fazla ilgisini çekmektedir.
TALAS İLÇESİ
Tarihi: Mevcut kaynaklara göre, bugünkü Talas’ın kuruluşu 11.yüzyıla dayanmaktadır. Ancak bugünkü Talas’ın 1 km. kadar doğusunda Derevenk denilen bölgede bulunan mağaralar içindeki resim, şekil ve yazılardan anlaşılacağı üzere birçok kilise ve manastırların miladın ilk yüzyıllarında yapıldığı ve bu bölgenin bir Hıristiyanlık merkezi olduğu anlaşılmaktadır.
19.yüzyılda Türk, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığı önemli bir merkez haline gelmiştir.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Atatürk Köşkü : 4 Şubat 1934 tarihinde Kayseri’yi ziyaretlerinde, Kayseri’lilerin Talas’ta yaptırdıkları ve kendilerine armağan ettikleri “ Talas Gazi(Atatürk) Köşkü”’nüde gezerek bir süre istirahat etmiştir. Şu anda Vali Köşkü olarak kullanılmaktadır.
Harman Camii: Sultan Abdülmecid zamanında 1860 yılında yaptırılan cami kendi adıyla anılan mahallede bulunmakta ve tamamen kesme taştan inşa edilmiştir.
Han Camii: Kitabesinde Abdülhamit Han zamanında Şeyhülislam müsteşarı Talaslı Hacı Derviş Efendi tarafından yaptırılan camii, kendi adıyla anılan mahallede bulunmaktadır. Kesme taştan iki katlı olarak inşa edilen camii, sivri kemerler üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin oturduğu yüksek kasnak üzerine 12 adet yuvarlak kemerli pencere açılmıştır.
Esme Hanım Türbesi: Ali Saib Paşa’nın annesi olan Esma Hanım’ın türbesi Bahçelievler Mahallesinde bulunan Talas mezarlığı içerisinde bulunmaktadır. 1890 yılında yapılan türbe tamamen kesme taştan yapılmış, sekizgen planlı üzeri asker miğferine benzeyen bir kubbe ile örtülüdür.
Panaya Kilisesi (Yeni Camii) : Tablakya mahallesinde 1886 yılında Osmanlılar zamanında inşa edilmiş olan kilise, Hıristiyanların gitmesinden sonra 1926 yılında camiye çevrilmiştir. Kitabesi şöyledir: Yapısı şehr-i Mayıs birinde Şevketlu Sultan Hamit ve erfa metropolit İonnis devrinde A.Opstst 4d 1886 yılında inşa edilmiştir.
Amerikan Erkek Koleji: Talas’ta eğitim ve öğretim yapılan okulların en eskilerindendir. 1889 yılında orta dereceli okul olarak açılan mektebi ilk olarak (şimdiki E.Ü. Sosyal Tesisleri) Amerikan Kız Mektebi olarak açılmıştır. 1968 yılında mali yetersizlik yüzünden okul binaları bir süre boş kalmıştır. Şu anda spor ve kamp tesisleri olarak hizmet vermektedir.
Rüştiye Mektebi: 1869 yılında Sultan Aziz Han’ın emri ve Talaslıların katkıları ile yapılmıştır. Şu anda restore edilerek Talas halkının yararlanabileceği güzel bir kütüphane olarak kullanılmaktadır
Ali Saib Paşa Camii: 1887 yılında inşa edilmiştir
Konaklar
Harman mahallesinde Okutanlar Konağı, Güpgüpoğlu Konağı, Yahyabeyoğlu Konağı, Cemilbaba evi ve Tablakaya mahallesinde bulunan cumbalı evler ilçe merkezinde bulunan önemli eserlerdir.
Endürlük Kilisesi: Endürlük Köyü’nde, 1876 yılında yaptırılan Ermeni Kilisesi ve Çan Kulesi.
Kuru Köprü: Kuru Köprü köyünde Romalılardan kalma köprü, su naklinde kullanılmıştır.
İsbile Hanı:Kayseri-Malatya karayolunun 19. km.sinde bulunmakta olup, tarihi ipek yolu güzergahındadır.
Derevenk Vadisi  :Talas ilçesinde bulunan bu vadi içerisinde Hıristiyanlık dönemine ait kiliseler, manastırlar ve yerleşim yerleri mevcuttur.
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
Ali Dağı eteklerinde kurulan ilçemiz özellikle yaz aylarında yerli halkımızın bağ evleri ile önemli bir dinlenme yeridir. Özellikle 19.yüzyılda  Türk, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığı bu bölgede, tarihi sokaklar ve evler doğal bir güzellik arz etmektedir.
TOMARZA
Tarihi: İlçemiz sınırları içinde ilk yerleşim izlerine Genç Hitit döneminde rastlanır. Merkez ve Özlüce kasabalarında bulunan tanrı ve tanrıçayı temsil ettiği belirtilen kabartma resimler ve küçük heykeller M.Ö Vll. Yüzyıla ait olup, bu gün Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Tomarza yöresi, tüm dönemlerde daha çok istilacıların önemli merkezlere geçip gittikleri güzergah üzerinde yer alan küçük bir yerleşim yeri izlenimi vermektedir.
968 yıllarında Bizanslıların Orta Anadolu ve Kayseri’yi geri almasıyla, Bizanslılar 40.000
Ermeniyi Kafkaslardan getirerek Yozgat, Sivas ve Kayseri civarına yerleştirmişlerdir. Bu Ermeni kabilelerinin en büyüklerinden biri olan ve 1.500 kişiden oluştuğu tahmin edilen “Thomas” kabilesinin bugünkü Tomarza’nın bulunduğu bölgeye yerleştirildiği ve Tomarza adının da buradan geldiği iddia edilmektedir.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Merkez Camii: İlçe merkezinde bulunan camii, 19, yüzyıl Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır.
Tomarza Kilisesi: 19. Yüzyıl sonlarına doğru yapıldığı belirtilmektedir. Cumhuriyet Mahallesi, çarşı içinde bulunmaktadır. Ön cephesi yıkılmıştır. Kesme taştan  yapılan kilisenin freskleri çeşitli motiflerle süslüdür.
Tomarza İncili Köyündeki Halil Dede Türbesi: İncili Köyünün 300 metre güneybatısında tepe üzerinde bulunmaktadır. Hangi tarihte yapıldığı kesin bilinmemekle beraber 1500 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Pınarbaşı'nın Pazarören Beldesinde bulunan Melikgazi 'nin arkadaşlarından biri olduğu türbe moloz taşlarla daire şeklinde yapılmış kubbemsi bir görünüme sahiptir. İçerisinde Besmele-i Kelime-i Tevhid ve İslam büyüklerinin isimleri yazılmaktadır.
İncili Köyü Türbe Tepesi: İncili Köyü’nün yaklaşık 300 metre güneybatısındaki tepe üzerinde bulunmaktadır. Hangi tarihte inşa edildiğine dair bir delil yoktur.
Halk arasında İncili Çavuş’a nispet edilirse de tarihi akış açısından incelendiğinde, bu türbenin Pazarören’de metfun bulunan Melik Gazi’nin arkadaşlarından birine ait olabileceği muhtemeldir. 1987 yılında yıkılmaması için dış tarafı çimento ile sıvanmış olup, iç kısmı orijinalliğini muhafaza etmektedir.
Kaya Mezarları: Kömür Köyü batı yönünde bulunan ve görenlerin hayranlıkla izlediği, ancak hakkında pek fazla bilgi sahibi olamadığımız kaya mezarları mevcuttur.
YAHYALI
Tarihi: Yahyalı İlçesi ve çevresine ilk gelenler Akat’lardır. İlçenin kurucusu Yahya Ali’dir.
Daha önceleri Develi İlçesi’nin bir bucağı iken 1954 yılında ilçe olmuştur.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Yahyagazi Türbesi: Camikebir Camii’nin bahçesinde bulunan türbe, Osmanlı mimarisinin tipik türbe özelliğini taşımaktadır.
Seyyid Ali Türbesi : Yahyalı İlçesinde XIII. yy’dan kalma Selçuklu tarzında yapılmış bir türbedir. Kitabesi okunamadığı için kime ait olduğu tespit edilememiştir.
DOĞAL GÜZELLİKLERİ
İlçe Merkezi; sulu ağaçlık ve serin bir yerdir. Meyve bahçeleri ile süslü Kesteriç ve Gözbaşı mevkileri yaz günlerinde halkın dinlenme ve mesire yeridir.
Aladağlar Milli Parkı: Kayseri-Niğde-Adana il sınırları içerisinde yer alan “Anadolu Milli Parkı” gerçek anlamda bir jeomorfolojik bir açık hava müzesidir.
Aladağlar Milli Parkı’nın en önemli alanları:
1.  Yedi Göller
2.  Hacer Ormanı
3.  Kapuzbaşı Takım Şelaleleri teşkil eder.
Yedigöller:  Aladağlar  Milli  Parkı’nın  en  önemli  bölümü,  Aladağlar’ın en yüksek, en geniş ve en güzel platosu ve peyzaj alanı “Yedigöller” teşkil eder. Yedigöller kendisini çevreleyen 3500 m.yi aşkın, 32 zirve ile yeryüzü kraterini andırır. Adını plato üzerinde bulunan yedi dağ buzul gölünden almıştır.
Yedigöller,   Türkiye’nin  en  önemli   doğa  yürüyüş  alanlarından  biridir.  Yüksek   dağ bitkileri buzul ve buzul kayacıkları, çepeçevre dağ zirveleri ve buzul gölleriyle Yedigöller, yaz mevsiminde eşsiz bir dağ manzarası ortaya koyar. Yedigöller bu görüntüsü ile Türkiye’nin bir numaralı açık hava müzesini oluşturur.
Hacer  Ormanı:  Aladağlar  Milli  Parkı’nın  en  önemli  isim  yapmış coğrafyası, kendine has vadi, boğaz ve buzul kayalıklarının güzellikleriyle, Yedigöller ve Kapuzbaşı Şelalelerini birbirine bağlayan çok önemli bir bio-genetik rezerz alanı Hacer ormanıdır. Flora ve faunası çok zengindir.
ŞELALELER
      



Kapuzbaşı  Takım  Şelalesi: İlçenin 76 km. güneyinde yer alan Kapuzbaşı Şelalesi Aladağlar zirvesinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenmektedir. Yükseklikleri 30-70 metre arasında  değişen şelalelerin suları Zamantı Irmağı’na dökülmektedir. Kapuzbaşı Köyü’nde bulunan takım şelaleler;Üçlü, Elif ve Güney Şelale isimleriyle tanınmaktadırlar.
Yeşil Şelale: Yahyalı İlçemize bağlı Yeşilköy’e 3 km. uzaklıktadır. Çevresindeki dik kayalıklar ve ırmağın mavi sularıyla enfes bir tabiat manzarası çizmektedir.
Derebağ Şelalesi: İlçemize 10 km. uzaklıkta bulunan yayvan akışlı kaynak çağlayan, dar bir vadinin içine akmaktadır. Suyun kaynağı,  yüksek kayaların ortasında bulunan  iki mağaradan çıkmaktadır. Orman Bakanlığı, Milli Parklar Dairesi tarafından projelendirilmiş olan Derebağ Şelalesi, yerli ve yabancı turistlerin ihtiyacını karşılayacak lokanta çay evi ve piknik yerlerine sahiptir.
SULTAN SAZLIĞI (KUŞ CENNETİ)
Sultan Sazlığı ilimizin 70 km. güneyinde Develi Ovası ortasında mevsimlere göre değişerek 8-13 hektar alanı kaplayan sulak sahadır. Develi-Yeşilhisar-Yahyalı üçgeni içindedir. Kuzeyinde bölgenin en yüksek volkanik dağı Erciyes bulunur. Dağın eteklerinde büyük tatlı su bataklığı teşekkül eder. Büyük kısmı sazlarla kaplıdır. Yer yer kamış, kafa otu ve kındıra bulunur. Açık havalarda nilüfer ve süsen görülür. Sahanın merkezine doğru görülmeyecek kadar çok yüzen saz adacıkları vardır. Bunlar kuvvetli rüzgarlarla yer değiştirirler, suyun alçalmasıyla alçalırlar. Bu tatlı su kompleksi güney ve kuzeyde Yay Gölü ile ayrılır bu tuzlu bir göldür. Kuzey-batı köşesinde bu göle bağlı Çöl Gölü bulunur. Bu göl çok fazla tuz ihtiva eder, derinliği birkaç desimetreyi geçmez. Civarında bitki bulunmaz yazın kurur.
Sahanın öneminin ortaya çıkmasıyla Sultan Sazlığı 1917 yılında Kara Avcılığı Kanunu’na dayanılarak Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nca “Su Kuşları Koruma ve Üretim Sahası” olarak tefrik ve tesis edilmiştir. 1971 yılından bu yana da Koruma ve üretim çalışmaları Orman Genel Müdürlüğü’nce sürdürülmektedir.
1986’da yapılan bir araştırmaya göre 251 kuş türü kaydedilmiştir. Bunlardan 80’den fazlasının sahada kuluçkaya yattığı tespit edilmiştir. Kuş türlerinden bazıları; akpelikan, küçük karabatak, flamingo, turna, dikkuyruk, kılıçgagası, karasamur vb
DOĞA  TURİZMİ , RAFTING  VE TREKING
Zengin doğası ve yaban hayatı ile Türk ve Dünya turizmine el değmemiş kaynak değerleri sunan, Yahyalı’nın kuzeyinde Erciyes, Sultan Sazlığı, Yay Gölü, doğusunda Zamantı Irmağı kanyonları, güneyinde Aladağlar Milli Parkı, Yedigöller Aksu kanyonu ve Türkiye’nin en görkemli Kapuzbaşı Takım Şelaleleri, Yahyalı’nın değerlerine değer katmaktadır. Bölgenin fiziki coğrafyası bütün doğa sporlarının aynı anda yapılabilmesine imkan sağlamaktadır.
Rafting: Zamantı Irmağı, İç Anadolu’dan çıkıp Toros’ları geçtikten sonra Akdeniz’e dökülen ve toplam uzunluğu 308 km.yi bulan bir ırmağımızdır. Seyhan Nehri’nin ana koludur. Yahyalı sınırları içerisinde 51 km. yol alır. Bunun 15.500 metresi “Milli Rafting Parkuru”dur. Parkur güney Zamantı kanyonu içerisinde yer almaktadır.
Doğa Turu ve Treking: Aladağlar Milli Parkın’da bulunan dağ göllerimize (Gökgöl, Karagöl, Çömçe, Yıldız gibi) yaylalarımız (Gökoluk, Eğri, Meyden, Akçay) ve Aladağlar Milli Parkı’nın en görkemli zirveleri Demirkazık (3756 m.), Emler (3723m.), Tosun Tepe (3612m.), Eğri (3550m.), Susuz (3250m.) Direktaş (3510m.), Vayvay (3563m.), Kızılyar (3654m.) Kızılkaya zirveleri (3725m.) ve dünyanın en güzel peyzaj alanı Yedigöller, fotoğraf çekme, manzara ve zirve zevkini tatmak için ideal bir treking rotasıdır. Buradan daha sonra Hacar Boğaz’ından, çevresinde dağ gölleri, çağlayan ve görkemli kaya oluşumları ve derin Hacer Vadisi’nden Ulupınar Yaylası’na oradan Hacer Orman’ı Soğukpınar mevkiinde Türkiye’nin en görkemli şelalelerinden Kapuzbaşı Şelalelerine de bütün yorgunlukları atmak mümkündür.
EL SANATLARI
Yahyalı Halıları:Yahyalı ilçesi ve bölgesinde en ileri el sanatı halıcılıktır. Özel renk ve desenlerde,kök boya ile dokunan Yahyalı halısı, Türkiye’nin her tarafında tanınmıştır. Dağlık köy halkı daha çok kilim dokur. Eski Türk motiflerinin ince bir zevkle işlendiği yörük kilimleri, yün ve kıldan dokunan heybe, çuval, çorap ve eldiven yörenin önemli el sanatlarıdır.
YEŞİLHİSAR
Tarihi: Yeşilhisar ilçesi ve çevresi orta çağlarda yapılan kale kalıntıları, Hıristiyanlığının ilk yıllarında yapılan yer altı kiliseleri, Selçuklu ve Osmanlı’larıa ait eserlerle doludur. Özellikle Hıristiyanlığın ilk yıllarında önemli bir eğitim ve öğretim merkezi olan Soğanlı vadisi, Güzelöz, Başköy, Keşlik ve Erdemli köylerindeki kilise, kaya evler yer altı şehirleri en önemli tarihi eserlerindendir.
Yeşilhisar adı, yeşillik içinde bir yer ve çok eskiden kalma kale (hisar) kalıntıların bulunuşu nedeniyle Yeşilhisar denmiştir.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
Ertana Camii: Alaaddin Ertana’nın yaptırdığı Ertana Camii (1481) mihrap ve mimberi oyma tekniğinin bütün inceliklerini ve devrin sanat kabiliyetini gösteren tarihi bir eserdir. Cami Kebir- Çarşı Camiside denilen Ulu Camii 1346 yılında Erdana (Eratna) tarafından yaptırıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır. Bugün minaresi dışında her tarafı yeniden yapılmıştır.
Hamza Paşa Camii: İlçe merkezinde bulunan camiinin Selçuklu yada Osmanlı eseri olduğu muhtemeldir.
Zengibar Kalesi: Orta çağdan kalan, Selçuklu ve Osmanlı zamanında büyük hizmetleri dokunan kale, tarihi izler taşıyan önemli bir eserdir.
Doğanlı yer altı şehri: ilimizde birçok yer altı şehirleri mevcuttur. Bunlardan en büyüğü Doğanlı Köyü’ndeki Doğanlı Yeraltı Şehri’dir.
Temizlik çalışmaları yapılarak yıkılan bölümlerinin açılması, ışıklandırılması ve çevre düzeni yapılması gereklidir.
SOĞANLI
İl merkezine 80 km. olan Soğanlı Köyü, kaya kilise ve mağaraların günümüz konutlarıyla iç içe olduğu, yeşillikler arasında bir açık hava müzesidir.
M.S. lV. Yüzyıldan itibaren Hiristiyanlığın Kapodokyadaki merkezlerinden biri olan Soğanlı’da 50’ye yakın kaya kilisesi ve mağara vardır. Soğanlı kiliselerinin en önemlileri; Büyük kilise, Saint Jean kilisesi, Yılanlı kilise, Gök kilise, Balıklı kilise, Karabaş kilisesi, Tokalı kilise ve Geyikli kilisedir.
ERDEMLİ
Kayseri-Adana yolu istikametinde, Kayseri’ye 69 km. uzaklıkta bulunmaktadır. İçerisinde manastır, kiliseler ve kaya mekanlar bulunan vadi, göz kamaştırıcı bir tabiata sahiptir.
KEŞLİK
DAĞCILIK VE KIŞ SPORLARI DAĞCILIK
 ERCİYES DAĞI
Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes dağı (3916m.) Kayseri ilinin hemen güneyinde yükselir. Erciyes Dağı, sönmüş genç bir volkan dağdır. Üzerinde birçok volkan konisi bulunur. Dağın yüksek kısımları yılın her mevsiminde kalıcı karlarla örtülüdür. Dağın kuzeyinde ise  1km. uzunlukta bir dağ buzulu mevcuttur. Krater, dış kuvvetlerle parçalanmış ve dorukta birkaç tane sivri belirmiştir. Dağın doruğunda kaya sütunlar arasında , Bizans rahiplerinin ayin yeri olarak kullandıkları ilginç bir mağara vardır.
Erciyes Dağı’nın 1500 m. yüksekliğe kadar olan kesimler bağlarla kaplıdır. Dağın doğu yüzünde 2100-2900 metreler arasında yer alan Tekir Yaylası, yazın yaylacılık, kışın ise bir kış turizm merkezidir.
Erciyes’in Doruğuna Tırmanış: En emin tırmanış, Tekir Yaylasından yapılır. Erciyes için biraz güç, fakat daha zevkli tırmanış ise kuzeybatı yüzünden yapılır.
Tekir Yaylasından Tırmanış: Kayseri’ye 25 km. uzaklıkta bulunan Dağ evine (Tekir Yaylası), Şehir merkezindeki seyyid burhanettin mezarlığı karşında bulunan Develi dolmuşları ile ulaşmak mümkündür.
Doruk tırmanışına Dağ evinden başlanır. 4 saatlik bir yürüyüşten sonra, Şeytan Deresi adı verilen vadiye varılır. Bozkırlarla kaplı vadi tabanın sağ kenarından tırmanışa devam edilir.
İki saatlik bir yürüyüş ve tırmanıştan sonra Erciyes’in doruğuna ulaşılır. Bu noktaya varan dağcı, batı kesimde yükselen ana doruğu rahatlıkla görür. Aralıktaki boyun geçilerek ana doruğa varılır. Kuzey taraftaki kaya çatlağından çıkılır. Doğu yüzünden iple inilir. Dağ evinden, doruğa çıkış ve dönüş normal hava koşulları altında 8-10 saatlik bir zaman alır.
Kuzeybatıdan Tırmanış: Kayseri’den otobüs veya otomobil ile Hacılar İlçesine gidilir. Hacılar’dan sonra Aksu Yurdu üzerinden geçilerek Süt donduran Yaylasına (2950 m.) kamp kurulur. Hacılar-kamp yeri 5 saattir. Doruk tırmanışı için kamp yerinden hareket edilir. Buzul üzerinden tırmanışa devam edilerek önce doğu zirvesine ulaşılır. Eğer buzulun sathı yumuşak kar ise iniş aynı yerden yapılır. Değilse, dağın batı yüzünden inilerek, kamp yerine gelinir.
ERCİYES KIŞ SPORLARI TURİZM MERKEZİ                                    


Kayseri İl merkezine 25 km. uzaklıktaki Erciyes Kayak Merkezi, 19 Nisan 1989  tarih ve 20144 Sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan 23 Mart 1989 tarih ve 89/13900 Sayılı  Bakanlar Kurulu Kararı ile “Erciyes Kış Sporları Turizm Merkezi” olarak ilan edilmiştir.
Erciyes Dağının 1800 m. ile 3000 m. arası yükseklikleri dağ ve kış turizmi açısından önem arz etmektedir. Kayak için en elverişli toz kar bu kayak merkezine yağmakta, bundan dolayı kayak merkezinin önemi ve çekiciliği kayak severler için daha da artmaktadır. Hava şartlarına göre kayak mevsimi uzamakta veya kısalmaktadır.
Kayak merkezinde hizmete sunulan 2 adet telesiyej 2 adet de teleski mevcuttur. Telesiyejlerin her biri 1500 m. uzunluğunda ve 1250 kişi/saat kapasiteli, teleskilerin her biri ise 1500 m uzunluğunda ve 750 kişi/saat kapasitelidir. Kış aylarında monte edilen DSİ ait 300 m. silahlı kuvvetlere ait 300 m. ve Dedeman Otele ait 150 m. uzunluğunda toplam 700 kişi/saat kapasiteli 3 adet baby-lift bulunmaktadır.
DOĞAL MAĞARALAR
Toroslarda çok sayıda doğal mağara vardır. Ancak bunlardan inceleme yaparak turizme uygunluğu saptanalar; Develi ilçesi Küçükkünye Köyü yakınındaki Perili in (Homurlu Mağarası), Ayı ini Mağarası ve Özvatan ilçesindeki Zırha Mağarasıdır.
KAPLICALAR
İl merkezine 65.km. uzaklıkta olan Bayramhacı kaplıcası, aynı adla anılan köy sınırları içindedir. 38.42 C sıcaklığındaki suyu; romatizmal hastalıklara, deri hastalıklarına, kalp ve kan dolaşımı hastalıklarına, solunum yolu, böbrek ve idrar yolları, kadın hastalıkları ve beslenme bozukluklarının tedavisinde yararlı olmaktadır. İlde ayrıca; Kocasinan ilçesi, Yemliha Kasabasında bulunan Tekgöz Kaplıcası ile Himmetdede Kasabasında bulunan Çiftgöz Kaplıcaları ilin termal turizm değerlerinden
KÜLTÜREL MİRASLARIMIZ
HALK MÜZİĞİ VE GELENEKSEL OYUNLAR
Halk müziği ve halk oyunları kültürü yörede tüm canlılığını ve renkliliğini sürdürmektedir. Davul-zurna, kaval, tef, zil, kaşık, bağlama çalma geleneği yaygındır.
Kayseri ağıtları, gerek ezgisi ile gerekse sosyal olayları, sonraki nesillere aktarması yolu ile Türk Halk Edebiyatında ve müziğinde önemli bir yer tutar.
Kayseri’nin Erkilet Güzeli, Gesi Bağları, Germir Bağları, Ağam İstanbul’u mesken mi tutun, Süpürgesi Yoncadan gibi türküleri çok tanınmıştır.
Oyunlarının çoğu türkülü oyunlardır. Türkülü oyunlarda bir grup bir dörtlük söyler, diğer bir grup o dörtlüğü tekrar eder.
KAYSERİ EVLERİ
Kayseri’nin dörtbin yıllık geçmişinden günümüze kadar ve yaşayan tarih mirası Selçuklu hakimiyeti ve sonrasına aittir.Daha önceki dönemlerden, birincisi şehrin mekan değiştirmesi, ikincisinde savaş ve depremlerde büyük tahribatlar olması nedeniyle, dikkate değer yapı kalmamıştır.
Geleneksel Kayseri Evleri, girintili-çıkıntılı, dar ve çıkmaz sokaklar üzerinde sıralanmıştır.Evler tek katlı, iki veya üç katlı, bahçeli veya çıkmalıdır.
Kayseri Evleri basit bir plan şemasına sahiptir.Sofa adı verilen büyük oda, kapalı mekanların çekirdeğidir.Sofanın bir yanında harem (yatak odası),diğer yanında mutfak (tokana) bulunur.
Avlu evin önemli bir bölümüdür.Mutfak,kiler,tuvalet,ahır,samanlık gibi mekanların tümü avlu çevresindedir.Gündelik hayatın büyük bir bölümü burada geçtiği için Kayseri’de avluya “hayat” adı verilir.
Genellikle Kayseri Evlerinin iç bölümleri farklı özelliklere sahiptir.Odalar tamamen farklı hacimlerdedir.Her bir odanın iki,bazen üç yanında sedirler bulunur.Odaların duvarlarının ve tavanının tamamı veya bir kısmı işlemeli ağaçlarla kaplıdır.Evin en etkileyici odası “sofa” dır.
BAĞ EVLERİ: Bağ evleri tek göz odadan ibaret olabileceği gibi, büyük konaklar yada modern villalar şeklinde de olabilmektedir. Aynı zamanda büyük ölçüde yöre mimarisinin özelliklerini de taşımaktadır. Geleneksel tarzda yapılan bağ evleri, sahiplerinin maddi durumlarına göre farlılıklar göstermekle birlikte, hemen tümünde ortak yanlar bulunmaktadır. Kayseri şehrinde yaşayan insanlar için bağ evi yaşantısı büyük önem taşımaktadır.
GELENEKSEL EL SANATLARI
Kayseri’de el sanatları son derece gelişmiş olup çeşit zenginliğine de sahiptir. Bunlar; halıcılık, kilimcilik, taş işlemeciliği, ahşap oymacılık, demircilik ve kadınların yaptıkları dantel, makrema, mekik oyaları, iğne oyaları gibi işlerdir.
HALICILIK: İlimizde halıcılık halen en popüler el sanatıdır. Bünyan ve Yahyalı halıları motif özelliği, dokuma şekli ve düğüm sayısı ile her yerde tanınmaktadır. (Geniş bilgileri ilçeler bölümünde bulabilirsiniz)
KİLİM DOKUMACILIĞI: İlimiz ve yöresinde dokunan kilimler ayrı bir özellik göstermekte olup, desen zenginliği, renk özelliği ile diğer yöre kilimlerinden ayrılmaktadır. (Geniş bilgi ilçeler bölümü, Sarız ilçesi).
TAŞ İŞÇİLİĞİ: İlimizde çok sayıda taş ocakları bulunmaktadır. Bu ocakların çoğunluğu Gesi yöresinde, Ağırnas, Turan, Kayabağ ve Mimarsinan kasabasında bulunmaktadır. Yöremiz taşlarının en büyük özelliği , yumuşak olması ve zaman geçtikçe sertleşmesidir. Bu taşların işlenmesi kolaydır. Bu nedenle yöremizde bulunan eski Kayseri evlerinde taş işlemeciliğinin en güzel örneklerini görebilirsiniz. Yöremiz taşları yapıtaşı sınıfın da ki; yonu taşı, kesme taş veya kültürüdür.
 
GELENEKSEL GİYİM KUŞAM
İlde genel olarak İç Anadolu’ya özgü giysiler benimsenmekle birlikte, Kayseri’de geleneksel giyim kuşam ilçeler arasında farlılıklar gösterir. Kadın ve erkek giysilerinde el işlemelerinin önemli bir yeri vardır. Son yıllarda kır ve kent arasındaki keskin farlılıkların yavaş, yavaş ortadan kalkmaya başlamasıyla birlikte giyim kuşamdaki değişim de hızlanmıştır. Daha detaylı bilgi için kayseri folklorik bilgiler bölümüne bakınız.
KAYSERİ  MUTFAĞI
Kayseri’nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Eski Kayseri mutfağı evin en büyük kısmını teşkil eder. Bir tarafta ocak ve tandır, diğer tarafta kışlık erzakın muhafaza edildiği bir kiler mevcuttur. Kiler iki katlı olurdu. Kilerin yukarı kısmına kavun, armut, üzüm, muşmula asarlardı. Kilerin alt kısmına da pekmez, turşu, salça, gilaboru küpleri dizilirdi.
Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğunun ünü, yurtdışına taşmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında “mantı”nın ise özel bir yeri vardır.
PASTIRMA
Pastırma; Orta Asya’dan batıya göç eden Türk akıncılarıyla Anadolu’ya gelmiş ve Kayseri’yi kendisine mesken tutmuştur. Orta Asyalı atalarımız sürekli at üzerinde seyir halinde olduklarından yiyeceklerini de yanlarında taşırlardı. Bu durum kurutulmuş eti yiyecek olarak seçmelerine neden olmuştur. Konakladıkları yerlerde eti yumuşatıyor ve pişiriyorlardı. Yerleşik düzene geçildiğinde bu gelenek sürdü ve etin lezzeti ve sağlıklı korunması gayesi pastırma ile sucuğu yarattı.
Evliya Çelebi 17. Yüzyılda kaleme aldığı Seyahatnamesi’nde, Kayseri’nin kimyonlu sığır pastırmasından övgüyle söz etmiştir. İlimiz bugün de pastırmanın en iyi yapıldığı yer olarak ününü korumaktadır.
Kesilen bir hayvanın ancak %40’ı pastırma için kullanılabilir. Kaba etten üretildiğinden hayvanın sırtı, boynu, karın kenarları pastırmalık olarak alınır. Diğer kısımlar pastırma için uygun olmadığından artık etlerin değerlendirmesi ihtiyacı da sucuğun doğmasına neden olmuştur.
Et, pastırma oluncaya kadar yaklaşık bir ay boyunca çeşitli işlemlerden geçiriliyor. Çemen, pastırmaya esas lezzetini veren bir katkı malzemesidir. Lezzet vermenin dışında, eti dış etkenlere karşı korumak, mikroplanmasını önlemek, içindeki enzimler ve organik asitler sayesinde pastırmada bulunan mikropları öldürerek etin gereğinden fazla kurumasını önlemek, havayla ilişkisini keserek kokmasını ve bozulmasını engellemek, etin içindeki yağların oksitlenerek pastırmayı acılaştırmasını önlemek gibi çok önemli işlevleri de vardır
MANTI
Türk  mutfağının en ünlü yemeklerinden biridir. Sırrı parmak uçlarında gizli olan bu meşakkatli yemeğin anavatanı Kayseri’dir. Tüm Anadolu’ya, Kayseri’den yayılmıştır. Eskiden, Kayseri’de anneler biricik oğullarına kız beğenirken, mantıyı nasıl yaptığına bakarlarmış. Gelin adayı kaşığın içine ne kadar mantı tanesi sığdırırsa, o kadar marifetli sayılırmış. Reyhansız yaptıysa mantıyı, acemi denilirmiş. Çünkü, toplanan reyhan çiçeğinin yapraklarını özel olarak kurutup sumak ve naneyle birlikte üstüne serpmek adettenmiş.
Mantının ana unsuru undur. Pınarbaşı ilçemizde bulunan, Uzunyayla’da yetişen ve sarıbursa adı verilen buğday ununun özü çok iyi olduğundan, hamur ufacık yapıldığında bile parmaklar arasında kolayca şekil almaktadır.
Mantı, küçük hamur parçacıklarının içine kıyma konularak yapılır. Yağsız kıymanın içerisine ince ince kıyılan soğan, tuz ve kırmızı biber ilave edilerek hepsi macun haline  gelinceye kadar karıştırılır.
Mantı hamurunun yumuşak olmaması gerekir. Yoğrulan hamur 15-20 dinlenmeye bırakılır. Ekmek tahtası üzerinde 1-1.2 milimetre açılır ve 1-1.5 santimetre genişliğinde dikdörtgen parçacıklar halinde kesilir.
Mantının doldurulması aşamasında kadınlar tüm marifetlerini gösterir. Kesilen hamurlar, birer birer alınır, içine nohut tanesinden biraz küçük kıyma parçası konur, her iki elin baş ve işaret parmakları arasında uçlar yanlarda biraz pay bırakılar birleştirilir. Mantı suda kaynatılarak pişirilir. Kaynama süresi çok önemlidir. Tereyağ  ile hazırlanan sos mantıya ilave edildikten sonra üzerine sarımsaklı yoğurt konur. Daha sonra isteğe göre sumak ve nane ilave edilir
Tandır Ekmeği
Eski evlerin bazılarında kalın duvara gömülü ocaklık içersinde tandır ocakları yapılır. Hamuru bazlama hamuru gibi yoğurulur, ekşiyip kıvamına gelinceye kadar tandır yakılarak iyice ısıtılır. İstenilen sıcaklık elde edilince hamur bazlama gibi açılarak Ortasından ikiye bölünür, elle düzeltilip bir yüzü su ile ısıtılarak tandırın duvarına yapıştırılır.
Bazlama
Kayseri sofrasında ekmek baş köşeyi işgal etmekte ve çok tüketilmektedir. Ekmek eskiden evde yapılır ekmek satın almak ayıp sayılırdı. Bağlarda fırın olmadığından ekmek evde pişirilir. Hamuru ekşiyince özel olarak evin dışında yan tarafında yapılan geniş bir ocağa ekmek sacı konur, altına gazel, ot ve kağıt parçaları atılarak yakılırdı. Üzerine sac konmak suretiyle bazlama yapılırdı.
Diğer Yöresel Yemekler
Kayseri’nin diğer yöresel yemekleri arasında; kayısı, üzüm, kiraz, elma, pekmez ve cevizli  sucuk da önemli yer tutardı.
DOĞAL GÜZELLİKLER VE MESİRE YERLERİ
KAPUZBAŞI TAKIM ŞELALELERİ
Kayseri’ye 107 km. uzaklıktaki Yahyalı İlçesinin güneyinde, ilçe merkezine 76 km. mesafede yer alan Kapuzbaşı  Takım Şelaleleri yedi şelaleden oluşmaktadır. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen yükseklikleri 30-70 m. arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu çayının sularıyla beraber Zamantı Irmağı’na dökülür. Orman arazisinden dar bir vadiye akan şelaleler, milli parkçılık, dağcılık, avcılık, akarsu balıkçılığı ve turizm açısından taşıdığı potansiyel ile Orman Bakanlığı “Ulusal Park ve Benzeri Kaynak Değerleri Yönünden Etüt Programında Bulunan  Yöreler” içerisinde ikinci sırayı almıştır.
Yörenin tanıtımı ve rafting turizminin geliştirilmesi için Müdürlüğümüz ve sponsor firmalarca ortaklaşa Zamantı Irmağında Rafting Şenlikleri yapılmaktadır.
Bakınız ilçeler bölümü Yahyalı ilçesine.
SULTAN SAZLIĞI (KUŞ CENNETİ)
Develi-Yeşilhisar –Yahyalı üçgeni içerisinde yer alan Sultan Sazlığı ilçemizin güneyinde ilimize 70 km uzaklıktadır. Bölgenin kuzeyinde bulunan volkanik  Erciyes Dağı eteklerinde bulunan  ve 8-13 hektarlık sulak bir alanı kaplayan bölgenin büyük bir kısmı sazlarla kaplıdır.
1986’da yapılan bir araştırmaya göre 151 kuş türü kaydedilmiştir. Bunlardan 80’den fazlasının sahada kuluçkaya yattığı tesbit edilmiştir. Kuş türlerinden bazıları; akpelikan, küçük karabatak, flamingo, turna, dikkuyruk, kılıçgagası, karasamur vb.
ALADAĞLAR MİLLİ PARKI
Aladağlar Milli Parkı, 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun  3. Maddesi gereğince Bakanlar kurulu kararı ile 06.09.1995 tarih ve 22396 sayılı Resmi Gazetede  Kayseri, Niğde ve Adana illeri sınırları dahilindeki 54.524 hektarlık alan olarak tefrik edilmiştir. Geniş bilgi İlçeler bölümü, Yahyalı ilçesinde bulabilirsiniz.
BEŞTEPELER PİKNİK ALANI
İkiyüzbin metrekare genişliği ile Orta Anadolu’nun en büyük parkı olan Beştepeler Parkında, döner restaurant, kır kahvesi, Kayseri evi, gösteri merkezi ve hayvanat bahçesi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra gölet, piknik alanları, kamelyalar,yürüyüş yolları ve oto park alanları bulunmaktadır.
TUR GÜZARGAHLARI
GÜNÜBİRLİK TURLAR
ŞEHİR İÇİ TURU
Cumhuriyet Meydan’ında bulunan eserlerin görülmesi ( Şehir Surları, İç Kale, Kurşunlu Cami, Sahabiye Medresei, Saat Kulesi, Atatürk Anıtı ve yeni Tören Alanı); Kapalı Çarşı, Bedesten, Vezir Han, Ulu Cami, Gıyasiye ve Şifahiye Medresesi, Hacı Kılıç Cami ve Medesesi, Hunat Hatun Külliyesi, Atatürk Evi, Güpgüpoğlu Konağı, Ahi Evran Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi, Döner Kümbet, Seyyid Burhaneddin Türbesi, Arkeoloji Müzesi ve Kent ve Mimarsinan Müzesi.
GESİ, AĞIRNAS VE KÜLTEPE TURU
Gesi, Kayabağ köyünde bulunan kuş evleri (güvercinlik); Ağırnas’ta Mimarsinan’ın doğduğu ev, yer altı şehri, kilise ve bezirhanenin gezilmesi; Kültepe’de Asur ticaret kolinilerinin oluşturduğu Karum Pazar yeri ve yerli halkın oturduğu Kaniş yerleşim alanının gezilmesi.
ERCİYES KAYAK TURU
3917 m. Yüksekliğindeki Orta Anadolu’nun en yüksek dağı olan Erciyes’te  kışın 2250 m. Yükseklikte bulunan Tekir Yaylasındaki kayak merkezinde Aralık- Mart ayları içersinde kayak yapmak mümkündür.
DAĞCILIK TURU
Erciyes Dağı’nı doruğuna iki yönden  tırmanış yapılır:
a)Tekir Yaylasından tırmanış:
Kayseri’ye  24 km uzaklıkta bulunan Tekir Yaylası’ndan tırmanışa  başlanır. Yaklaşık 4 saatlik bir yürüyüşten sonra Şeytan Deresi adı verilen vadiye varılır. Bozkırlarla kaplı vadi tabanın sağ kenarından tırmanışa devam edilir. 2 saatlik yürüyüş ve tırmanıştan sonra, Erciyes’in doruğuna ulaşılır. Bu noktaya varan dağcı, Batı kemsinde yükselen Anadoruğu’yu rahatlıkla görür. Aralıktaki boyun geçilerek  Ana doruğa varılmaktadır.
Doğu yüzünden iple inilir. Tekir Yaylasından, doruğa çıkış ve dönüş, normal hava koşulları altında, 8-10 saatlik bir zaman alır.
b)Kuzeybatıdan Tırmanış:
Kuzeybatı tırmanışı Hacılar ilçesinden  başlanmaktadır, Aksu yurdu üzerinden geçilerek Süt donduran Yaylasına( 2950 m) kamp kurulur. Hacılar- Kamp yeri yaklaşık 5 saattir.- Buzul üzerinden tırmanışa devam edilerek önce doğu zirvesine ulaşılır. Eğer buzul sathı yumuşak kar ise, iniş aynı yerden yapılır. Değilse, dağın batı yüzünden inilerek kamp yerine gelinir.
DOĞA TURU (TREKKİNG):
Aladağlar Milli Parkında bulunan dağ göllerimiz( Gökgöl karagöl, Çömçe, Yıldız gibi); yaylalarımız( Gökoluk, Eğri , Meyden, Akçay) ve Aladağlar Milli Parkının en görkemli zirveleri Demirkazık(3756 m), Emler(3723 m),Tosun Tepe(3612 m), Eğri(3550 m), Direktaşı(3510 m) zirveleri ve dünyanın peyzaj alanı yedigöller fotoğraf çekme(Foto safari), manzara ve zirve zevkini tatmak için ideal bir trekking rotasıdır.
Buradan daha sonra Hacer Boğazından çevresinde dağ gölleri çağlayan ve görkemli kaya oluşumları ve derin Hacer Vadisi’nden Ulupınar Yaylası’na oradan Hacer Orman’ı Soğukpınar mevkiinde Türkiye’nin en görkemli şelalelerinden Kapuzbaşı Şelalelerine de bütün yorgunlukları atmak mümkündür.
RAFTİNG TURU:
Yahyalı İlçesi sınırları içersinde yer alan ve 51 km uzunluğa sahip Zamantı Irmağı’nın 15 km’sinde  Milli Rafting Parkuru yer almaktadır. Parkur, Güney Zamantı kanyonu içersinde yer almaktadır.
KAPUZBAŞI ŞELALE TURU:
İlimize 175 km uzaklıkta Yahyalı ilçemizin 75 km güneyinde yer alan  Kapuzbaşı Şelaleleri 7 ana şelaleden oluşmaktadır.
Aladağlar’ın zirvesinde bulunan kar ve buzulların erimesi ile beslenen şelaleler bölgesi  dağcılık, avcılık, akarsu balıkçılığı ,doğa yürüyüşü açısından oldukça elverişli bir bölgedir.
SOĞANLI VADİSİ TURU:
İl merkezine 80 km uzaklıkta bulunan  Yeşilhisar İlçesi Soğanlı Köyü’nde bulunan vadide, Kaya Kilise ve mağaralarının bugünkü evlerle iç içe girdiği  yerleşim yeri yer almaktadır. Aynı güzergahta bulunan İncesu İlçesindeki Kara Mustafa Paşa Kervansarayı , Erdemli ve Keşlik günü birlik olarak gezilebilir.
KUŞ GÖZLEMCİLİĞİ TURU:
İl merkezine 70 km mesafede bulunan Sultan Sazlığı, Yahyalı İlçemize bağlı Ova çiftliği Köyü’nden ulaşmak mümkündür. Sazlarla kaplı olan alan içersinde göller bulunmaktadır. Bu göllere botlarla ulaşarak kuş gözlemciliği yapılmaktadır. Ayrıca gözetleme kulesinden çevre izlenebilir ve kuş müzesi gezilebilir.Güni birlik gezilebileceği gibi, en uygunu 2 günlük yapılan turlardır.
KAYSERİ FOLKLORİK BİLGİLERİ
GİYİM- KUŞAM
Kayseri’de geleneksel  giysiler, ilçeden ilçeye değişiklik göstermektedir. Sarız ve Pınarbaşı’nda  Yörük giysilerinin yaygınlığına karşın, Pazarören dolaylarında ise, İç Anadolu’ya özgü giysiler benimsenmektedir. İlde kadın ve erkek giysilerinde el işlemeleri önemli bir yer tutmaktadır. Kentin pazara açılması, giyim kuşamdaki değişimi de hızlandırmıştır.
GELENEKSEL KADIN GİYİMİ:
Kadın giyimindeki çeşitlilik, başlık türlerindir. Tepelik ya da fes en yaygın başlıklar arasındaydı. Kimi yörelerde kanaviçeli  çekiler kullanılınırdı. “Çora Bürük” ya da “bürüncek” dene uzun, ak örtüler ise bir yerden bir yere giderken örtülürdü.
Yaşmak:
Genç kızlar tarafından kullanılan kenarları süslü bir baş örtüsüdür. Yaşlı kadınlar, daha çok kağıt baskılı, kilim desenli yapıklarla başlarını örten için kullanılırdı.
Tandırlık:
Bu gün Afgan kıyafeti olarak adlandırılan kıyafete benzer bir kadın kıyafetidir. Kadınlar tandır yakarken, tarlada bağda bahçede çalışırken bu kıyafetler kullanılırdı.
Zıbın:
Kadınlar tarafından giyilen kıyafettir. Birkaç kat bezin dokunmasıyla elde edilirdi. Günümüzde giyilen fanila boyundaydı.
Fistan
Bezden dikilen cepsiz şalvara benzeyen kadın kıyafeti idi.
Üçetek
Kadınlar tarafından giyilen bir kıyafetti. Üstten gelen kumaş belden aşağa doğru3 bölüme ayrılır, ikisi yandan biri arkada olan 3 parçanın uç tarafı da süslü dikilirdi. Ön tarafı açık olan bu kıyafetin içine uzun don giyilirdi. Bazı yörelerimizin halk oyunu oynaya kızların giyisisi üç etektir.
 Salta
Kadife ya da benzer tür kumaşlardan üretilen bir üst giyisisi idi. Kollu ya da kolsuz olarak dikilirdi. 5 ya da 6 düğmesi olurdu. Kadınların giydiği saltalar, işlemelei olurdu.
Nalın
Kadınlar tarafından giyilen altı tahta üstü deriden bir giyecektir. “Çelakü” denilen bir çeşit terlikte  zengin kadınlar tarafından kullanılırdı.
Boy Çarı
Pitikare(Pötikare) kumaştan yapılırdı. Kadınlar tarafından boydan aşağı giyilen bu kıyafet, özel günlerde giyilmekte idi.  Ayrıca bu kıyafeti tamamlayan ince tülden bir peçe kullanılırdı.
GELENEKSEL ERKEK GİYİMİ
Kıvırma Gömlek
Erkekler tarafından giyilen bir üst kıyafeti idi.evde dokunan bezler boyanır, ardından basitçe dikilir, ilik açılarak düğme takılırdı. Zamanla yerini manşetli, yakalı gömleklere terk etmiştir.
Aba
Genelde kilim tipi, kalın kumaştan yapılan, yapılan yarım kollu, düğmez, yakasız erke kıyafetidir. Bir nevi paltoya benzer idi. Düğmeleri olmadığı için ön tarafı üst üstte getirilerek kullanılırdı.
Vırdın
Kolayca giyilip çıkarılan ceket tipinde bir üst giysisidir.
Şalvar
Kıl ya da yünden oldukça bol olarak dikilen, cepli bir erkek kıyafetidir. Kemer yerine uçkur kullanılırdı.
HALK MÜZİĞİ
Halkın duygularını dile getiren önemli unsurlardan bir olan türküler, kayseri halk müziğinde önemli yer tutmaktadır. İlimizde dilden dile dolaşan pek çok türkü bulunmaktadır. Araştırmalar sonucunda kayseri yöresine ait ;“Ne hoş Olur Deringözün Üzümü”, “Üç Kızlar”  “İskelesi Tahtadan”, “Ağam İstanbul’u mesken mi Tuttun”, “Gesi Bağları” gibi türkülerden söz edilmektedir.
Ağam İstanbul’u Mesken mi Tutun
Ağam İstanbul’u Mesken mi Tutun
Gördün güzelleri bizi unuttun
Sılaya gelmeye yemin mi ettin
Gesi Bağları
Gesi bağlarında dolanıyorum
Yitirdim yarimi aranıyorum
Bir çift cevabına inanıyorum
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim.
HALK OYUNLARI
Kayseri, halk oyunları yönünden “halay bölgesindendir.” Halaylar düğünde davul- zurna, kına gecelerinde kadınlar arasında def eşliğinde ve sözlü olarak oynanır. Değişik dönemlerde yöreye yerleşen toplulukların oyunları ayrı ayrı özellik göstermektedir. Pınarbaşı İlçesi’de Afşarların oynadığı “Afşar Ağırlaması”; Pınarbaşı-Uzunyayla’da Çerkezlerin oynadığı “Çeçen(Şeşen); Sarız İlçesi’nde Doğu İllerinden yöreye gelip yerleşen insanların oynadığı “Diz Kırma” gibi oyunlar oynanmaktadır. Kayseri yöresinde oynan diğer oyunlar ise şunlardır:
Sinsin Oyunu:
Meydanda yakılan bir ateş etrafında erkekler tarafından davul-zurna eşliğinde, daha çok düğünlerde oynanır.
Yumruk Oyunu:
Düğünlerde davul-zurna eşliğinde oynan erkek oyunudur.
Eminem Oyunu:
Kadınların türküsünü karşılıklı söyleyerek  oynadıkları halay türü ya da karşılıklı guruplar halinde oynan oyundur. Bu oyunu aynı şekilde erkekler tarfından da oynanmaktadır.
Öteyüz Oyunu:
Erklerin halay şeklinde davul- zurna eşliğinde oynadıkları hareketli bir oyundur.
DÜĞÜN VE NİŞAN TÖRENLERİ
Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaların dolaysıyla da komşuluk ilişkilerinin yoğun olark yaşandığı başlıca toplumsal olaylardır. Davul, zurna ve orkestra eşliğinde geçen düğün törenleri genlikle dört gün sürmekte; Perşembe günü öğle vakti başlayan düğün merasimi, Pazar günü öğle vakti sona ermektedir.
Nişan törenlerinde de, düğünü andıran bir kalabalık yaşanmaktadır. Davetliler hep birlikte kız tarafına varmakta, yemek, çay ve diğer ikramlardan sonra kadınlar kendi aralarında gelin kıza götürülen hediyeler topluluk huzurunda çağırtılır. Böylece nişan merasimi tamamlanmış olmaktadır.
MANİLER
Kayseri’de ortak ürünlerin en canlı ve en yaygın türünü maniler oluşturur. Halkın duyguları özlemleri, inanmaları yalın bir dille maniye yansımaktadır. Yörede derlenmiş birkaç maniler;
Dağlar duman içinde
Sözüm harman içinde
Ben bir adam yitirdim
Kayseri’nin içinde
SÖYLENCELER
Yöre söylencelerin çoğu ermişler üstüne söylenmiştir. Bunların en önemlileri ise, Hacı İbrahim Devletli Söylencesi, Abdi dede söylencesi’dir.
YEREL AĞIZLAR:
Yörenin ağız özellikleri ses uyumu ile değişiklik göstermektedir.
Lele(lale), cezva(çezve), nışan(Nişan).
Yabancı kökenli sözcüklerden ses türemeleri  kullanıldığı görülür. Örneğin, İrezil, irecep, irenk. Ünsüz ikizleşmesi ise yaygın olarak kullanılmaktadır; gücük, Acık, eşşek gibi..
Yöreden birkaç yerel sözcüklerden; anişik(Zevksiz), keven(sert soğuk), sıda(Öfke), becen(Tavşan Yavrusu), sındı(makas), zavrak(salatalık), kurük(sıpa), cıngı(kıvılcım),yalımsak(görgüsüz) gibi.
ATASÖZLERİ
Genel kural niteliğindeki atasözleri, yöre yaşam biçiminden, değer yargılarından izler taşımaktadır. Yoğun ticaret yaşamı, dinsel öğelerinde atasözlerine yansıdığı görülmektedir.
Kayseri ve çevresinden Türk Dil Kurumu tarafından derlenmiş Atasözlerine birkaç örnek verilecek olursak;
Kuru ağaçtan boru çıkmaz atasözüyle dile getilmek istenen; elverişsiz gereçle iyi şeyler elde edilemeceğini ifade etmektedir.
“ev danası öküz olmaz” ile dile getilmek istenen, insanların yakındaki kişileri yeterince değerlendirmeyeceği;
“Hoha var öküz durduru, hoha var zelve kırdırır”ile, ikazlarda ölçülü olunması gerektiğini;
“Öğleni kıl, akşamı bil”  ile sorumluluğunu unutma, gelecek için hazırlıklı ol anlamında kullanılmıştır.
 
TEKERLEMELER
Masal tekerlemeleri, yanıtmacalar, sayışma tekerlemeleri, yöreni dil özelliğini yansıt niteliktedir.
Oyun Sayışma Tekerlemelerine bir örnek verilecek olunursa;
Ene mene dosi
Dosi çikilota
Buz gibi limonata
Limonata bitti
Goca gafrı yitti
Arıya arıya
İşim gücüm bitdi
BİLMECELER
Kayseri’de bilmeceye “matal” denir. Çoğu ölçülü uyaklıdır. Çözüm için ipuçları elde etmek amacıyla sorular yönetilir. Karşılıklı bilmeceler sorulur. Bu durum dostça bir hava içersinde bir tür bilgi yarışı, zihin sporu biçiminde sürer. Acele etmemeye, sabırlı olmaya özen gösterilir.
Birkaç bilmece örneği:
Akşamdan çamur
Sabahtan kömür
Kadınlar yakar
Ağalar bakar.
(Kına)
Al üstüne al bağlar
Mor üstüne mor bağlar
Kesilen kelle değil
Kesen kasaplar ağlar
(Soğan)
HAYATIN ÇEŞİTLİ ALANLARI İLE İLGİLİ İNANIŞ VE PRATİKLER
BATIL İNANÇLAR
Batıl İnançlar, cehaletle aynı anlamı taşımaktadır. Tarih içersinde insanlar, karşılaştıkları olaylar karşısında zaman zaman garip işler yapmışlardır. Bunda Türklerin eski dinleri olan Şamanizm rahipleri, Kamanların etkisi görülmektedir. Toplumun her konuda bilgilendirilmedi dönemlerde, kamlar tabiatta bulunan değişik otlarla insanları ve hayvanları tedavi etme yoluna gitmişlerdir. Ayrıca bazı olylar karşısında yaptıkları garip danslar ve hareketler sonucunda isteklerine ulaşmaları sonucunda isteklerine ulaşmaları, halkı batıl inançlara yöneltmiştir. Cehaletin dorukta olduğu dönemlerde bilim adamları çalışmaları, halktan olumlu sonuç alamamıştır.
İlimizde görülen bazı batıl inançlar;
Al Basması:
Al Basması(Umayı nefise) adı eski Türk töresinden kaynaklanmaktadır. Şamanizm’de Umay adındaki kişi, gebeleri ve lohusaları koruyan manevi bir kişilikti. İslam’la bu inanç tersine döndü. Umay ve umacı olarak adlandırılan bu cadı, lohusaların düşmanı olarak kültürümüze yeniden girmiştir. Yapılan tüm hareketler umaydan lohusaları korumak için yapılır hale gelmiştir.
Umaydan korunmak için loğusa kadının odasında geceleri ışıkl sabaha kadar yanar, yanında mutlaka bir kişi bulunurdu. Ocaklardan kılıç getirilir, loğusa kadının yastığının altına konulurdu. Kılıç bulunamazsa loğusa kadının başına al(Kırmızı) yazma bağlanır.
Kurt Ağzı bağlamak:
dağda otlatılan koyun, inek vb. gibi hayvanların dağda kaybolması sonucu, bu işle uğraşan insanlar, hocalara giderler, bir külek yoğurt ve bir tas hoşaf gibi hediye götürürler, hocalar da “Allahümme ya mabut, ağzını bağla dilini tut” diye dua etmek suretiyle kaybolan hayvanların kurt tarafından öldürülmesine mani olunacağına inanılır.
Köpek Uluması
Durmadan uluyan köpek, kötü işlerle yorulur ve köpek susturulur. Köpek susmazsa öldürülür. Ayrıca kara kedi ve kara köpekte uğursuz sayılır.
Bunlara ilave olarak;
Akşam tırnak kesilmesi, Baykuş ötmesi, Kadının erkeğin önünden geçmesi gibi gibi eylemlerde uğursuz sayılmaktadır.
HALK HEKİMLİĞİ
Difteri (kuş palazı): hastalığa yakalan çocukların iyileşmesi için, Mehmet ismini taşıyan 7 kişinin evinde birer kaşık yemek yağı toplanıp, karıştırılır. Günde bir kaşık çocuğa içirilir.
Üzerlik Otu:
Genellikle mezarlık yetişen bu otun tohumları toplanır, motif şeklinde ipe dizilmek suretiyle evlere asılır. Nazardan koruyucu olduğuna inanılan bu motiflere halen günümüzde rastlanmaktadır. Ayrıca bu ottan bir miktar tavaya konur, dumanı çıkıncaya kadar yakılır, çıkan duman hastalara teneffüs ettirilirdi. Dumanı teneffüs eden hastaların rahatlayacağına inanılmaktadır.
Kırık-çıkık tedavisi:
Sınıkçılar tarafından yaptırılmakta idi. Ehil olmayan bu insanlar pek çok kişinin sakat kalmasına yol açmıştır.
Bebeklerde Kulak Ağrısı:
Kulağı ağrıyıp devamlı ağlayan  çocukların kulağına 3-5 damla anne sütü damlatılırdı. Bebeğin gerçekten kulak ağrısı varsa sütün yumuşatıcı etkisi yüzünden iyi gelir bebek susardı.
Muska Yazma:
Bu işi meslek edinmiş üfürükçüler tarafından bazı ibaretler kağıt üzerine yazılmaktaydı. Bu kağıtlar Üçgen biçiminde katlanarak taşınırdı. Sadece sıhhat için değil, başka amaçlar için de muska yazılırdı. Bunlar, şirinlik muskası, ara bozma muskası gibi..
EL SANATLARI
Kültürel varlığımızın en önemli öğelerinden biri olan el sanatları, ülkemizin bir çok yerinde olduğu gibi Kayseri’de de babadan oğla ya da ustadan çırağa geçerek yüzlerce yıl öncesinden günümüze gelmiştir.
Kayseri kültünün bir parçası olan ve geçmişte ekonomik hayata yansıyan geleneksel el sanatlarının pek çoğu kaybolmuştur. Yüzyıllar boyunca Kayseri için önemli bir gelir kaynaklarından deri işlemeciliği bunlardan biridir. Bununla birlikte yıllardır sürdürülen  kimi el sanatları  günümüzde de varlığını korumaktadır. Kayseri’de üretilen el dokuması halılar, kilimler ve el yapımı bakır malzemeler değerini günümüzde de muhafaza etmektedir.
HALICILIK
Şehirde el halıcılığının tarihi binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Selçuklularla birlikte Doğudan getirilen getirilen el halıcılığı, Kayseri’de daha da gelişerek kendisine göre bir stil kazanmış ve gelişmiştir. Kayseri Halıcılığında iki yöre ön plana çıkmaktadır.  Bu yöreler; Bünyan İlçesi ile Yahyalı İlçesi’dir.
Önceleri Bünyan halısının en büyük özelliği halıda kullanılan bütün malzemenin yün ve boya maddesinin doğal olarak kullanılmasından imal edilmesiydi. 1907 yılından günümüze Bünyan halılarında çözgü olarak pamuk ipliği ve sentetik boyalar kullanılmaya başlamıştır. Bünyan halısının  cm karesinde ortalama 16-30 imlek bulunmaktadır.
Yahyalı  yöresinin halısı tabii boyası, biraz daha kalın dokunması ve kalın kesimi ile dikkati çekmektedir. Yapımında % 100 kök boyası ve yünden yapılmaktadır. Bu halılarda hakim renk deniz mavisi, kırmızı, kahverengi ve gri renk açıkça görülmektedir. Yünlerin boyanması ise, yerli halkın özel kaynatma metotuyla evlerinde yapılmaktadır.
Yahyalı halısının en önemli özelliklerinden bir de, halının kullanıldıkça boyasının parlaması ve halıda kalitenin yükseltilmesidir.
Tahmini rakamlara göre, şehir ve kırsal da 100 binin üzerinde halı tezgahı bulunmakta; bu tezgahlarda binlerce halı imal edilmek suretiyle piyasaya arz edilmektedir.
BAKIRCILIK
1950 yıllarına kadar bakır işlemeciliği, önemli el sanatları arasında yer almaktaydı. Bakır İşlemeciliği bakıra dilenen şekli vermek, çekiç kullanımına dayanmaktadır. Sanayi Çarşısı kurulmadan önce bakırcılık şehir içinde kazancılar çarşı içersinde yer almaktaydı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • PEKAY
  • UPEM
  • TUBİM
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • UTSAS Sempozyumu
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER
  • Ulusal Ulaştırma Portalı